Karbon “Sınırda” mı, Değil mi?
Hüseyin Cahit SOYSAL
ÜNSPED Gümrük Müşavirliği ve Lojistik Hizmetler A.Ş.
Yönetim Kurulu Üyesi
Sanayileşmeyle birlikte son iki yüzyılda üretim ve tüketim faaliyetleri doğal enerji akımına müdahale ederek küresel ısınmayı hızlandırdı. Öyle ki, sanayileşme öncesinde atmosferdeki karbon dioksit miktarı milyon hacim başına yaklaşık 280 parça (partikül) iken, bugün milyonda 415 parçaya yükseldi. İklim bilimcilerin bulgularına göre; gezegen 2100 yılına kadar 2,3 C derece ile 4,1 C derece arasında ısınacak. Bir öngörüye göre, önümüzdeki yıllarda devasa hortumlarla, çölleşmelerle, su baskınlarıyla ve kıtlıklarla yüzleşeceğiz.
Türkiye tarafından 2016 yılında onaylanan Paris İklim Anlaşması, 2020 sonrası süreçte, iklim değişikliği tehlikesine karşı küresel sosyo/ekonomik dayanıklılığın güçlendirilmesini hedefleyen ilkeler benimsedi. Hedef, endüstriyelleşme öncesi döneme kıyasen küresel sıcaklık artışının 2°C’nin olabildiğince altında tutulması olarak belirlendi.
Birleşmiş Milletler bünyesinde her yıl yapılmaya başlanan “BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı”nın temel konusu iklim değişikliği ile mücadele oldu. Kısaca COP olarak adlandırılan bu konferansların 31’incisi gelecek yıl Antalya’da Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenecek. 2021’de Glasgow’da yapılan COP26 Konferansında ısı artışındaki maksimum hedef 1,5°C’e çekilmişti. Buna karşın ülkelerin ve uluslararası kuruluşların bu hedefe yönelik taahhütlerini yerine getirdikleri söylenemez.
COP Konferanslarında ülkeler 2030’a kadar belirledikleri emisyon artışını azaltma hedefini “Ulusal Katkı Beyanı” ile yapıyor. Temel hedef ise 2050’de “karbon net sıfır” olarak belirtiliyor. Ancak bu taahhütler “yalandan kim ölmüş” şeklinde ifadesini bulan bir beyandan öteye gitmiyor. Dünyaya en fazla karbon salan ABD, Çin ve Rusya neredeyse “karbon salınım şampiyonası yarışçıları” gibi eski düzeyin de üzerine çıkmış durumdalar. Trump döneminde ABD Paris iklim Anlaşması’ndaki imzasını bile geri çekti. Isı artışından dünya yok olduğunda, ABD toprakları yine ellerinde kalmaya devam edecek diye düşünüyor olmalılar.
İtiraf etmek gerekir ki, bu konuda en etkin politika üreten ülke grubu Avrupa Birliği (AB) oldu. 2050 yılında “iklim nötr ilk kıta” olma hedefini benimseyen AB, “Yeşil Mutabakat” politikasını benimsedi. Önce, AB içinde “Emisyon Ticaret Sistemi” (ETS) kurdular. “Kirleten bedelini öder” prensibi ile sanayi işletmeleri tarafından atmosfere salınan her ton karbon için bir ücret belirlendi. Kendisine yıllık karbon tahsisatı verilen işletme süreçlerini iyileştirerek atmosfere daha az karbon saldığında, kontenjanında bulunan ton/karbon sertifikalarını ETS Borsalarında satmaya başladı.
Bir süre sonra AB’de yerleşik üreticiler, “biz atmosfere saldığımız karbonun bedelini ödeyelim tamam da AB’den söktüğü fabrikasını Türkiye’ye Mısır’a, Çin’e götüren işletmeler cezalandırılmayacak mı?” sorusuyla “karbon kaçağı” kavramını ortaya attı. Bunun üzerine, AB Komisyonu “Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması” oluşturacağını ilan etti.
(EU) 2023/956 sayılı (Carbon Border Adjustment Mechanism – CBAM) CBAM Tüzüğü Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi’nin ortak bir tüzüğü olarak 16 Mayıs 2023 tarihli AB Resmî Gazetesi’nde yayımlanarak yürürlüğe girdi. Düzenlemeye göre, CBAM, 1 Ekim 2023 tarihinden itibaren uygulanmaya başlayacaktı. Geçiş dönemi Ocak 2026’ya kadar devam edecek ve bu süre zarfında CBAM kapsamına giren ürünlerin sera gazı emisyonlarının ithalatçılar tarafından raporlanması gerekecekti. 2026 yılından itibaren de “gömülü karbon” içeren demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre ürünleri ile elektrik ithalatından “karbon vergisi” tahsilatına başlanacaktı.
Ama işler planlandığı gibi yürümedi. 2022 yılında Rusya’nın Ukrayna topraklarına tekrar girmesiyle başlayan savaş, başta Rus petrolüne ve doğal gazına muhtaç Avrupa Birliği ülkelerini vurdu. Ukrayna kendi topraklarından geçen boru hatlarını kapattı. Bir süre sonra, savaşı durdurması için ABD’nin ve AB’nin Rusya’ya karşı başlattığı ticari ambargo, “karbon net sıfır” hedefinin üzerine tüy dikti. Avrupa çevre endişesi ile kapattığı kömür ocaklarını tekrar işletmeye aldığı gibi, küresel piyasalardan tekrar yoğun şekilde petrol ve petrol ürünleri satın almaya başladı.
Avrupa’da savaş rüzgarları esip, bundan AB ülkeleri de ciddi endişe duymaya başlayınca, Birlik de yerleşik endüstri kuruluşlarından ve ithalatçılardan “Şu CBAM düzenlemesini bir süre erteleyin, aksi takdirde iflas edeceğiz. Düzenleme yürürlüğe girerse hem girdileri daha yüksek maliyetlerle üretime sokacağız hem de CBAM’ın getirdiği ağır bir bürokratik yükün altına gireceğiz” mealinde yakınmalar yükselmeye başladı.
Bunun üzerine, AB Parlamentosu ve Konseyi geri adım atmak zorunda kaldı. 17 Ekim 2025 tarihli AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanan (EU) 20225/2083 sayılı Tüzük değişikliği ile sektörlere bazı kolaylıklar sağlandı. Buna göre;
- Yukarıda anılan ürünler için her CBAM Beyan Sahibine yıllık 50 ton karbon emisyonu içeren ithalat muafiyeti sağlandı. İthal ettikleri ürünlerde eşiğe ulaşmayan CBAM beyan sahiplerinin beyanda bulunmalarına ve karbon sertifikası vermelerine gerek olmadığı belirtildi.
- Diğer ülkelerdeki sanayi kuruluşlarının dijital ortamdaki CBAM Kayıt Defterine erişebilmelerine ve kendi kimliklerini tanıtarak kayıt numarası alarak CBAM Siciline kaydedilmeleri için ortam yaratıldı. Bu kapsamda Türk ihracatçıların 30 Eylül 2027 tarihine kadar emisyon verilerini AB doğrulayıcılarına doğrulatma olanağı ortaya çıktı.
- Yine diğer ülkelerdeki sanayi kuruluşlarının ürünlerindeki gömülü emisyonların AB’de akredite edilmiş bir doğrulayıcı tarafından doğrulanmasına olanak tanındı.
- CBAM Beyan Sahipleri tarafından Topluluğa getirilen İthal ürünlerindeki “gömülü emisyonların” üçüncü ülkelerde ödenen karbon fiyatları tutarında CBAM sertifikalarından indirim talep edebilmesi, imkân dahiline girdi.
- CBAM Beyan Sahiplerinin 2026 yılına ait beyanlarını 31 Mayıs 2027 tarihine kadar yapabilmelerine olanak tanındı.
Tüm bu gelişmeler bir arada değerlendirildiğinde, ihracatçılarımıza şu tavsiyeleri yapmaktan geri duramıyoruz:
- 1 Ocak tarihinde ürünleriniz AB gümrüklerinde tutulmayacak. Sakin olun.
- Muafiyet limitleri öyle yüksek belirlendi ki “benim” diyen bir CBAM Beyan Sahibi 50 ton gömülü karbon içeren ürün ithalat düzeyine 1 Haziran’dan önce ulaşamaz.
- Türk ihracatçılarının AB’ye karbon raporlama zorunluluğu yok. Kaldı ki “ben temiz enerji ile üretim yapıyorum” diyerek yapacağınız bilgilendirme de maalesef an itibarıyla anlam ifade etmiyor. Çünkü bu bilgilerin AB’de yerleşik akredite kuruluşlar tarafından doğrulanması gerekiyor.
- “Ama ithalat yaptığım AB’de yerleşik ithalatçı ‘bana gönderdiğin ürünlerdeki gömülü karbon miktarlarını bildir’ diyor. Bunu yapmazsam malları gönderemem.” değerlendirmesi de yanlış. İthalatçı konumundaki CBAM Beyan Sahibi bu bilgileri 31 Mayıs 2027 tarihine kadar yetkili otoritelere raporlama olanağına sahip. Dolayısıyla kendisine, bu bilgileri fiili ihracattan iki veya üç ay sonra da göndereceğinizi bildirebilirsiniz.
Hüseyin Cahit SOYSAL
ÜNSPED Gümrük Müşavirliği ve Lojistik Hizmetler A.Ş.
Yönetim Kurulu Üyesi
karbon kaçağı, gömülü karbon, Sınırda karbon düzenlemesi, SKDM, CBAM, COP Konferansı, COP 30, COP 31, COP 31 Antalya, Yeşil Mutabakat, Emisyon Ticaret Sistemi, karbon vergisi, karbon net sıfır hedefi,












ISO 22301 standardı kurumsal kriz yönetiminde iş sürekliliğini sağlamak ve kesintilere karşı dayanıklılığı artırmak için uluslararası kabul görmüş en kapsamlı standartlardan biridir. Bu standart, kuruluşların beklenmedik kesintilere karşı hazırlıklı olmasını sağlamak amacıyla, kritik operasyonel fonksiyonlarını ve süreçlerini etkileyecek olaylara karşı istikrarı korumayı ve bu kritik faaliyetlerin sürdürülmesi için bir dizi çalışmayı gerektiren sistematik bir yaklaşım sunmaktadır.


Yurt dışı menşeli dampingli ürünler karşısında uzun süredir varoluş mücadelesi veren paslanmaz çelik sektörü temsilcileri tarafından yapılan anti-damping başvurusu sonucunda ilk adım atıldı. Türk sanayi sektörünü üretim yapamaz hale getiren dampingli ürünlere karşı, Ticaret Bakanlığınca kesin önlem uygulamasına karar verilerek yüzde 3,95 oranında anti-damping vergisi getirildi. Resmi Gazete’de yayımlanan karara yönelik açıklama yapan Kibar Holding CEO’su Haluk Kayabaşı, “Yerli üreticiye daha adil bir rekabet ortamı sağlayacak olan bu kararı, sektörü büyük kayıplar vermekten kurtaracak uygulamaların ilk adımı olarak görüyoruz ve devamının geleceğine inanıyoruz ” dedi.
Türkiye’nin paslanmaz çelik sektöründe yeni bir dönemin kapılarının aralandığını ifade eden Haluk Kayabaşı, “Paslanmaz çelik pek çok sektör için stratejik bir girdi. Bu ham maddeyi son ürün haline getirecek yerli üretim gücünün desteklenmesi hayati önem taşıyor. Milli ekonomimize katma değer sağlayan paslanmaz çeliğe hayat verecek tüm uygulamaları destekliyoruz” diyerek yüzde 3,95 oranında uygulanacak anti damping vergisinin olası etkilerini anlattı:


İtirazen Şikayet Konusu; Başvuru sahibinin dilekçesinde özetle; ……… Tıbbi Malzeme Lojistik San. ve Tic. A.Ş. tarafından sunulan aşırı düşük teklif açıklamalarının mevzuata uygun olmadığı iddialarına yer verilmiştir.
Hatırlanacağı üzere Vesaik Mukabili Ödeme bir malın ihraç ülkesinden yola çıkarılmış olduğunu gösteren belgelerin ihracat bedelinin alıcı tarafından ödenerek bankadan alınması yoluyla yapılan ödeme şeklidir, yani ihraç bedeli tahsil edildikten sonra vesaikin (belgeler) ithalatçıya teslim edildiği ödeme türüdür.
Yine bir yılı 2025 Yılını geride bırakırken önümüzde yeni bir yılın 2026 yılının heyecanı var. Aşçılık mesleğimi icra ettiğim yıllar içerisinde her zaman beni bu yılların geçişi heyecanlandırmıştır. Aynı bayram haftalarında olduğu gibi yemekler konusunda misafirlerime neler sunacağım ne yenilikler vereceğim konusunda hep araştırma içerisinde olmuş devamlı yeni veya geleneksel ürünleri daha farklı nasıl sunmanın heyecanını yaşamışımdır. Yılbaşı programlarında da aynı duygu ve heyecan ile bu serüven hep devam etmiştir.



2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanuna göre, yılbaşı günü “genel tatil günü” olarak kabul edilmiştir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 63’üncü maddesinde ise, “Ulusal bayram ve genel tatil günlerinde işyerlerinde çalışılıp çalışılmayacağı toplu iş sözleşmesi veya iş sözleşmeleri ile kararlaştırılır. Sözleşmelerde hüküm bulunmaması halinde söz konusu günlerde çalışılması için işçinin onayı gereklidir”. Aynı Kanunun 47 nci maddesine göre de “Bu Kanun kapsamına giren işyerlerinde çalışan işçilere, kanunlarda ulusal bayram ve genel tatil günü olarak kabul edilen günlerde çalışmazlarsa, bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücretleri tam olarak, tatil yapmayarak çalışırlarsa ayrıca çalışılan her gün için bir günlük ücreti ödenir”.
Karar verme süreçlerini yalnızca rasyonel tablolar, net bütçeler ve teknik analizlerle açıklamak artık yeterli değil. Günümüz iş dünyasında satın alma profesyonellerinin kararları, aynı zamanda görünmeyen tetikleyiciler, bilişsel eğilimler ve psikolojik motivasyonlar tarafından da şekilleniyor. İşte bu noktada devreye davranışsal ekonomi giriyor.
