Gayrikabilirücu ve Teyidli Bir Akreditifin İptali, Geçersiz Olması

AKREDİTİF NEDİR?

Bir nevi şartlı havaledir. Belli şartların yerine getirilmesi ile bankaların birbirlerine ödeme taahhüdü vermeleridir.


AKREDİTİF

Adı ve tanımlaması nasıl olursa olsun, amir bankanın uygun bir ibrazı karşılayacağına ilişkin kesin yükümlülüğünü oluşturan dönülemez (gayrikabilirücu) nitelikte herhangi bir düzenleme anlamına gelir.


Bir ithalat işleminde ithalatla ilgili koşullar olan;

  • Yükleme vadesi,
  • Ödeme şekli,
  • Malın cinsi,
  • Kalite ve fiyatı gibi

Konuları içeren akreditif mektubunun ithalatçının bankası tarafından yurt dışındaki ihracatçının bankasına gönderilmesi ile mal bedelinin, malın ithalatçının ülkesine gönderilmesinin ardından ödenmesini taahhüt etmektedir.

01 Temmuz 2007 yılından itibaren revize edilerek yürürlüğe konulan ICC UCP 600 – Uniforms Customs and Practice for Documentary Credits Revision July 1st, 2007 Brochure no 600, Article 3 aynen şöyle ifade eder;


DÖNÜLEMEZ AKREDİTİF

Bir akreditifin dönülemez, cayılamaz  (irrevocable) olduğu belirtilmese dahi o akreditif dönülemezdir.


Demem odur ki;

UCP 600 Broşürüne tabii olarak açılan akreditifler daima dönülemez (gayrikabilirücü) olarak açılır. Bir akreditif içerisinde “Irrevocable – Dönülemez” ibaresi yazılmasa da o akreditifin dönülemez yani cayılamaz bir akreditif olduğunu bilmemiz gerekecek.

Akreditiften cayılamaz.

Şu hususu belirtmemde fayda görmekteyim; UCP 600 hükümlerine göre açılmış bir akreditifin amiri, herhangi bir nedenle kendi bankasına başvurarak;

  • Ben bu açtığımız akreditifin iptal edilmesini istiyorum. Bu konudaki talimatım kesindir, zaten ben bu akreditifin patronu değil miyim.

dese de, akreditif UCP 600 hükümlerine bağlı gayrikabilirücu (cayılamaz) olarak açıldığından dolayı akreditifin amir bankası, amirinden (ithalatçıdan) aldığı iptal talimatını ne yazık ki yerine getiremeyecektir her ne kadar akreditifin patronu ithalatçı olsa da.  Akreditifin patronunun ithalatçı olması her talimatının yerine getirileceği anlamına gelmez. Akreditif açıldıktan sonra, bu akreditif bağlayıcıdır ve amir bankanın şartlı taahhüdünü içermektedir.  Bir bankanın itibarı söz konusudur.

UCP 600’E GÖRE GAYRİKABİLİRÜCÜ AKREDİTİFTEN CAYILABİLİR Mİ ?

Normal koşullarda UCP 600’e göre açılmış olan bir akreditiften cayılması mümkün değildir.  Zaten akreditif gayrikabilirücu (cayılamaz / dönülemez) olarak açılmaktadır.

GAYRİKABİLİRÜCÜ BİR AKREDİTİFTEN CAYMANIN BİR YOLU VARDIR Dİ Mİ?

Madem çok ısrar ediyorsunuz, ben de gayrikabilirücü (dönülemez) olarak açılmış bir akreditifte caymanın yollarını şu şekilde sıralayayım;

Akreditifte 4 tane vade / tarih vardır ve bunlar mutlaka akreditiflerde yer almalıdır. Akreditifte yer alan tarihler;

  • Yükleme tarihi

44C   : Latest date of shipment

Date  : 10 SEPTEMBER 2012

  • Akreditif geçerlilik tarihi

31D: Date and Place of Expiry

Date  : 30 SEPTEMBER 2012

CONFIRMING BANK’S COUNTERS

  • Evrak ibraz tarihi

   48   : Period for presentation 

DOCUMENTS MUST BE PRESENTED

WITHIN 5 DAYS LATER AFTER SHIPMENT

DATE BUT WITHIN THE VALIDITY OF

THIS CREDIT. LATE PRESENTATION IS

PROHIBITED

  • 4) Ödeme vadesi (vadeli veya vadesiz)

 42P  : Deferred Payment Details

By deferred payment

150 days later B/L date

Dahası;

Rezerv…. Bir akreditif evrağında düzeltilemeyen rezerv olması halinde, akreditifte taraf olan tüm bankaların (teyid, amir banka, iştira bankası, ihbar bankası vs)  garanti ve sorumlulukları ortadan kalkar. Bankaların sorumluluk almadığı ve hiçbir banka garantisinin olmadığı akreditife, akreditif dememiz olası değildir. O akreditif hükmünü yitirmiştir. İptal olmuştur rezervden dolayı.

Bu durumda cayılamaz olan akreditifin iptali bir “rezerv” ile mümkün olabiliyormuş.

Şimdi diğer mümkün olabilecek hususlara bakalım;

Yukarıda saydığımız hususlara ilave olarak akreditifteki vadelerin işlevlerine göz atalım;

Yükleme tarihi

44C   : Latest date of shipment

Date  : 10 SEPTEMBER 2012

İhracatçı malını geç yüklediğinde konşimentonun tarihi, akreditifteki istenen son yükleme tarihi ile yeknesaklık sağlamayacak ve tezat teşkil edecektir.

Örnekte de görüldüğü üzere ihracatçı malını en son

10 Eylül 2012 en son yükleme tarihi yerine

12 Eylül 2012 tarihinde yüklenmiş. Geç yükleme olmuş.

Geç yüklediğinde rezerv oluşacaktır. Rezerv oluştuğunda ise akreditifteki yer alan bankaların tüm ödeme taahhütleri ortadan kalkıyor.

Akreditif geçerlilik tarihi

31D    : Date and Place of Expiry

Date   : 30 SEPTEMBER 2012

CONFIRMING BANK’S COUNTERS

İhracatçı malını akreditif geçerlilik tarihinsen sonra yüklediğinde, akreditifin vadesi bitmiş olacak. Vadesi biten akreditif kendiliğinden geçersiz sayılacaktır. Ortada akreditif diye bir şey kalmamıştır.

Evrak ibraz tarihi

   48   : Period for presentation 

DOCUMENTS MUST BE PRESENTED

WITHIN 5 DAYS LATER AFTER SHIPMENT

DATE BUT WITHIN THE VALIDITY OF

THIS CREDIT. LATE PRESENTATION IS

PROHIBITED

İhracatçı malını yükledikten sonra tanzim edeceği evrakları bankasına geç ibraz ederse ki yasaklanmış, bu durumda rezerv oluşacak ve düzeltilemeyecektir. Rezerv olması halinde ise akreditifte yer alan bankaların tüm ödeme yükümlülükleri ve taahhütleri tamamen sona erer. Akreditifin varlığından söz edilemez. Akreditif iptal olur. . .

GAYRİKABİLİRÜCU AKREDİTİF İPTAL EDİLEMEZ AMA

Lafa geldiğinde gayrikabilirücü akreditifin iptali söz konusu olamaz diyoruz. Laf dediğim konu da yukarıda bahsettiğim  01 Temmuz 2007 yılından itibaren revize edilerek yürürlüğe konulan ICC UCP 600 – Uniforms Customs and Practice for Documentary Credits Revision July 1st, 2007 Brochure no 600 Article 3’e göre hükümlerden bahsediyorum.

Ama işin arka kapısı da vardır…

Akreditifin yukarıda sayılan vadelerini geçirtmek de akreditiften cayılmanın, vazgeçilmenin arka kapısıdır desem yeridir. Kurnaz (aşağıda resmini gördüğünüz sevimli tilki) ihracatçı bir şekilde malını yüklemek istemiyorsa, akreditifin cayılmasına ilişkin arka kapıyı kullanırlar. Kestirme ve zahmetsiz. Hangi hallerde ihracatçı akreditiften cayar derseniz; ihraç edeceği malin birim fiyatı yükselmiştir ve ihracatçı malını yüklemek yerine yüklemese daha fazla kazanacağını bilir, bu durumda malını yüklemez, akreditifin vadeleri sona erer, akreditif kendiliğinden iptal olur.

İhracatçı bu yolu tercih eder mi? Etmediğini mi düşünüyorsunuz yoksa? Ben zamanında tilkileri boşuna anlatmadım sizlere.

Sonuç olarak; olmayacak şeyler de oluyormuş.

REŞAT BAĞCIOĞLU

“Blöf” – Pazarlık Taktikleri

“Blöf” – PAZARLIK TAKTİKLERİ –
Prof. Dr. Murat ERDALmerdal@istanbul.edu.tr
İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Tedarik Zinciri Yönetimi Yüksek Lisans Program Başkanı
www.muraterdal.com

Müzakere sürecinde pazarlık masasında sıklıkla gerçekleştirilen taktiklerden bir tanesi “blöf” tür. Blöf, kelime anlamı ile oyunda pozisyonunu olduğundan daha farklı (zayıf ya da güçlü) gösteren hamle için kullanılmaktadır. Bu taktikte rakibi istenilen yöne sevk etmek, hataya zorlamak veya baskılamak esastır.   Temel amaç, kazanmaktır.

Pazarlık masasında alıcı ya da satıcı tarafından blöf yapılabilir. Bu taktik yüz yüze iletişimde tercih edilmektedir. Ortam koşulları, hal ve hareketler, ses tonu, jest ve mimiklerle desteklenen, açık ya da kapalı bir şekilde gerçekleştirilen çok sayıda blöf türü bulunmaktadır.

Doğruyu yansıtmayan taktik davranış ve sözcüklerin diğer tarafta nasıl algılandığı önemlidir.

İletişim sürekliliği içerisinde blöfün işe yarayıp yaramadığı bir kazanım sağlanıp sağlanmadığı gözlenmelidir. Kısmi ya da bütüncül olarak yalan içeren cümleler tehlikeli bir hal alabilir. Kurumu temsil ederken iş başka bir yöne evrilebilir ve içinden çıkılmaz bir hal alabilir.

Bu durumu anlatan en güzel hikâyeyi kıdemli bir satınalma yöneticisinin ağzından aktarmak isterim: 

“Meslekte ilk yıllarımdı. Pazarlık masasında zaman zaman blöf yapardım ve sonuç alırdım. Bir gün bir satıcı ile konuşurken pazarda bu ürünün daha kalitelisi daha iyi fiyata satılıyor dedim. Satıcı peki o zaman biz kalkalım. Teşekkürler dedi. Oysa ki, öyle bir araştırma hiç yapmamıştım. Ertesi gün gördüm ki piyasada benzer ürün bulmak zordu. Bir iki şey buldum ama ne kalite ne de üretim bölümüne kabul ettiremedim. Canım epey sıkıldı. Zaman çabuk tükeniyordu. İçeride herkes ürün sormaya başladı. O kalitede muadil ürün bulamayınca blöf yaptığım firmayı aramak zorunda kaldım. Kendimi çok kötü hissettim. Bana çok iyi ders oldu.”

Blöf Taktikleri

Alıcı Taraf:

  • Rakibinizden daha iyi fiyat aldım (- alabilirim).
  • Bu şekilde anlaşma yapmayı isteyecek çok sayıda satıcı (tedarikçi) var.
  • Eğer siz bu teklifi kabul etmezseniz elimizde birçok teklif var.

Satıcı Taraf:

  • Bu ürün (makine, hizmet) çok tuttu. Yok satıyor.
  • Rakip firmaya daha yeni kurduk.
  • Kalite mükemmel. Performans müthiş. Hiçbir sıkıntı ile karşılaşmadık. İçiniz rahat olsun.

Bu taktikle nasıl başa çıkılır?

Her ay güncellenmiş içeriği ve yeni kapak tasarımı ile B2B Ticaret Portalı www.BuyerNetwork.net ten indirebilirsiniz.

Pazarlık masasında acemi şekilde yapılan blöfler kendisini hemen belli eder. Tecrübe sahibi yöneticiler pazardaki firmaları ve onların

temsilcilerini iyi tanırlar. Ürün ve hizmet özelliklerine hakimdirler. Yanıltıcı hamlelere karşı karınları toktur.

Blöf ustaca yapılmamışsa sonuç vermediği gibi sahtekâr bir zemin oluşabilir. İşin kişiselliğe dönme riski her zaman vardır. Tetikte olun toplantı hızla sona erebilir. Negatif bir ortamı yeniden pozitif havaya sokmak ve sonuç almak zordur.

 

Karşı Taktikler:

  • Burada elmaları elmalarla karşılaştırdığımızdan emin misiniz?” (Eşitleme talebi= Bire bir aynı projeler / ürünlerden mi bahsediyoruz ?)
  • Şaşırmış gibi yapın. Kişisel saldırıda bulunmayın. Daha fazla derinlemesine bilgi, açıklama isteyin. Rahatsızlık belirtilerini dikkatle gözlemleyin. (Blöfü sürdürebilme gücünü test edin)
  • Kendimi yerinize koyduğumda size hak veriyorum. (Empati kurma)
  • Haklısınız söylediğiniz fiyat ve şartları içeren teklifi ben de alsam onu kabul ederim. (Böyle bir teklifin olmadığını ikimizde biliyoruz.)

Pazarlık masasındaki yönetici ve çalışanların alan hakimiyetini iyi gözlemleyin.

Kasıtlı olarak yalan söylemek veya bir proje/makineyi yanlış tanıtmak tuzak kurmaktır.

Ufak tefek yalanlar kabul edilebilir ama tuzaklar size er ya da geç kaybettirir.
“Dürüstlük en iyi politikadır” sözünü daima hatırlayın. Sektörünüzde güvenilir insan profilini sağlam adımlarla inşa edin. Kurumsal pazarda emin adımlarla yol almak istiyorsanız masanın hangi tarafından olursanız olun dürüstlük ve samimiyetten ayrılmayın.

Son söz: Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.

– ŞİRKET EĞİTİMLERİNİZDE AMACA UYGUN DOĞRU TEKLİFİ ALIN-

Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri Eğitimi

Şirket taleplerinizi support@buyernetwork.net e ve murat.erdal@tinova.com.tr ye iletebilirsiniz.  Eğitim kataloğunu indirmek için http://buyernetwork.net/egitim-katalogu.pdf  tıklayınız. Farklı çalışan seviyeleri için doğru teklifi alın.
Kitap Önerisi: 
Prof. Dr. Murat ERDAL, SATINALMA ve TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ (Beta Yayıncılık), 4. Baskı.

 

İş Modeli Kanvası

Yeni bir iş kurma ya da mevcut işini yenileme/geliştirmede iş modelinin bir yol haritası olması işletme sahipleri ve yöneticileri için önem taşımaktadır. İşletmeler için iş modelleri işin sürdürülebilirliği ve gelişim seyrinde oluşabilecek avantajlar için stratejik nitelik taşımaktadır.  2007 yılında Alexander Osterwalder tarafından geliştirilip literatüre giren Kanvas iş modeli; “İş Modeli Üretimi” adlı kitapta 45 farklı ülkeden 470 yazarın katkıda bulunduğu önemli bir eserdir. Ayrıca yazarlar hazırladıkları web sitesi üzerinden Kanvas iş modelinin kullanımı ile ilgili gerekli araç ve gereçleri paylaşmışlardır. Yazarlara göre; bir iş modeli işletmenin yarattığı değerin, değerin sunuluşunun ve değerin nasıl yakalanabileceğinin nitelikli bir açıklamasıdır.

Kanvas iş modeli, girişimcilere, yeni iş fikirlerinin tedarik zinciri sürecinde yer alan temel ve destek faaliyetleri dokuz yapıtaşı altında kolayca anlayabilecekleri ve anlatabilecekleri bir ortam sunan bir modeldir. Bu yapıtaşları müşteri, ürün, altyapı ve finans olmak üzere dört ana alanı kapsamaktadır. Bu ana başlıkların altında, Kanvas iş modeli tuvalinde doldurulması gereken dokuz başlık bulunmaktadır. Bu ana başlıkların altında, Kanvas iş modeli tuvalinde doldurulması gereken dokuz başlık aşağıdaki şekilde yer almaktadır (Osterwalder ve Pigneur, 2013):

Şekil 1: Kanvas İş Modeli Tuvali

Bir Kanvas uygulamasında, öncelikle yukarıdaki şekildekine benzer kanvas tuvali (A3) boyutunda hazırlanarak, herkesin göreceği şekilde duvara yapıştırılır. Kanvasın en yukarısında çalışmanın kim için ve ne zaman tasarlandığı bilgisi yazılır. Her versiyonda tarihler düzeltilerek uygulama devam eder. Kanvas’ın hazırlanmasının ve duvara yerleştirilmesinden sonra, ilgili bölümler konuyla ilgili kişilerin görüşlerini özgürce ifade edebilecekleri bir platformda post-it’ler yardımı ile doldurulur. Dolayısıyla kişiler görüşlerini özgürce ifade ederler, çözüm üretirler ve alternatif bulurlar. Bu iş modelinin gelişimi, yenilenmesi ve esnekliği açısından oldukça etkili bir yöntem olarak iş/işletme başarısına doğrudan katkıda bulunur.

Kaynak ve ayrıntılı okuma önerisi: Aşağıdaki eserl(er) konu ile ilgili kaynak ve bilgilendirmeyi artırmaya yöneliktir.

  • Osterwalder A. ve Y. Pigneur. (2013). İş Modeli Üretimi. (Çev. Levent Gökdem). İstanbul: Optimist Dağıtım Yayın.

Gelecek Risk Demektir !

Dr. Öğr. Üyesi Gözde MERT
Nişantaşı Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi
İşletme Bölüm Başkanı & Gözde Araştırma Şirketi Kurucusu

“Geçmişin, bugünün ve geleceğin insanı olmak, bilgiyle mümkündür.” Dr. Gözde MERT

Dünyada Girişimcilik

Çoğu girişimcinin amacı; finansal özgürlüğünü kazanmak, kendi planlarına göre çalışmak ya da bir iz bırakmaktır. Yeni bir macera, birçok belirsizliği beraberinde getirir. Bu sorunları ortadan kaldırmaya çalışmak, daha hızlı yol almayı sağlayabilir. Yeni kurulan işlerin çoğu başarısız olmaktadır.

Dünyada her 100 şirketten, ancak 12’si, 10 yıl sonra ayakta kalabilmektedir. Küçük işletmelerin:

  • %20’si, kuruldukları ilk sene iflas etmekte,
  • Kalanların %50’si, beşinci yılda iflas etmekte ve
  • Kalanların da %70’i 10. yıllarını doldurduktan sonra iflas etmektedir.

Yeni kurulan işletmelerin iflas etmesinin, birçok sebebi vardır. Bu sebeplerin ilk üçü aşağıdadır:

  • %42’si sundukları ürün ve hizmetler için piyasa bulamadıklarından,
  • %29’u ellerinde nakit kalmadığından,
  • %23’ü işletmeyi ayakta tutacak, deneyimli bir ekibi olmadığından iflas etmektedir.

Gelişmemiş Ülkelerde Girişimcilik

Gelişmemiş ve az gelişmiş ülkelerde ticari hayat; merkezi gücün yani devletin ya da hükümetin, sıkı kontrolü altındadır ve devlet, o ülkenin tek ve güçlü tüccarı konumundadır: O isterse istihdam sağlar, o isterse ihale açar, o isterse iş verir, o isterse sizin ticaretinizi canlandırır ya da durdurur.

Ülkenin tüm sermayesini ve gücünü elinde tutar. Sizin, ticarette başarılı olmanız ya da zengin olmanız, bu tüccarla iyi ilişkiler kurmanıza bağlıdır. Bu ülkelerde, toplumun büyük bir çoğunluğu; kendi halinde ekip, biçen ve çok küçük esnaf olan bireyler durumundadır. Bu ülkelerde girişimci olmak hem çok zor hem de çok kolaydır. Bu tür ülkelerde, girişimcilik faaliyetleri, normal süreçleri takip etmemektedir.

Türkiye’de Girişimcilik

Türkiye’de, yeni kurulan işletmelerin başarı oranı; %10’dur. Türk insanı girişimci ruha fazlasıyla sahiptir ancak, başarılı değildir. Reel olarak, ilk 1 yıl içinde, kapanan küçük işyeri oranı, %80’lerdedir. Bu süre, girişim sermayesinin büyüklüğü ile daha da uzayabilmektedir.

Girişimcilerimiz, aynı cadde üzerinde; açık parfüm dükkanını, simit fırınını, güzellik salonunu, halı mağazasını vb.lerini, çok sayıda açmaktan, hiç çekinmemektedir. 6 ay gidebilecek olan sermayesini ya da bütün birikimini, cebine koyarak, işe başlamaktadır. Bu sermaye yoksa, bankadan kredi almakta ve evini ipotek etmektedir. İş hayatına girişimcilerimiz, genellikle bu şekilde atılmaktadır. Henüz 1 aylık olan işletme sahipleri, banka şubelerinde kredi kuyruğunda olabilmektedir. İş hayatına başlayan girişimcilerin ilk yaptığı şey; lüks bir ofis kurup, bir sekreteri işe almaktır. 6 ayın sonunda ise kirayı ödeyemez bir duruma gelmektedir. Sonrasında ise, depresyona girmektedir. Hatta cinnet geçirip, bütün ailesine zarar vermektedir.

Ticaret hayatında ise işler, bu şekilde yürümemektedir. İş hayatında; SWOT analizi, fizibilite etüdü, pazar araştırması ve iş planı yapmayı bilmelisiniz. Bunu yapmak için, işletme okumuş olmanıza gerek yoktur çünkü, kullanacağınız mantık son derece basittir. İlkokul mezunu olup, bu hususları gayet iyi uygulayan iş sahiplerini, etrafınızda görmeniz mümkündür. Bu insanları, yeni bir iş kurmaya ikna etmeye çalıştığınızda; size, öyle net soru sorarlar ki; hayret edersiniz. Yeni girişimcilerin, kendilerini iyi senaryoya değil, kötü senaryoya hazırlaması durumunda bile, başarı oranları yükselecektir. Ayrıca işe başlamadan önce; o işi çok iyi bilmek de bir gerekliliktir.

İş hayatında, “Belki boğulmam” ya da “Nasılsa babam beni kurtarır” diye fazla iyimser bir vizyon içinde olmamak gerekli. Sadece bir işe sahip olmak için, asla girişimci olunmamalı. İşinizin; sürdürebileceğiniz bir iş olması için araştırma yapmalısınız. Ülkemizde genel kanı; küçük işletme sahiplerinin, 5 kez iflas etmeden, sürdürülebilir bir işe sahip olamadıkları yönündedir. Bunun nedeni olarak; ülkenin sosyo-ekonomik yapısı, ekonomik istikrarsızlıklar, uluslararası işletmelerin ve hükümetlerin pazarı kontrol altında tutması, rekabet, girişimcinin çevresi, ilişkileri, eğitim ve deneyimi vb. faktörler ifade edilebilir.

Aile ekonomisinin çöktüğü toplumlarda; bireylerde psikolojik olumsuzluklar yoğunlukla ve çoklukla yaşanır. Ülke ekonomisi çöktüğünde ise, adalet sistemi de çöker. İş hayatında, karşılıklı anlaşmalar ile artık sorunlar çözülemez olur. İşsizlik, icra davaları, boşanmalar, işyeri kapanmaları, kişiler arasında çatışmalar ve mahkumiyetler arttıkça, artar. Devletin olmadığı ya da ortada boş kalmış alanlarda, kişiler çözüm arayışları içinde olurlar ve bunları, birer girişimcilik faaliyeti olarak ortaya çıkartırlar. Bu girişimcilik faaliyetleri elbette o toplumun hayatını, bir parça kolaylaştırır, hiç yoktan iyidir ölçeğinde, bir mutluluk da sağlayabilir. Ancak bu girişimler, dünyayı değiştirecek girişimler olmaktan çok uzaktadırlar. Bu girişimler, yeni bir fırsatı değerlendirmek için, cılız bir iş kurmaktan öteye geçemez.

Her bireyde, her toplumda ve her organizasyonda; atak yapılan bir dönem mutlaka vardır. Kültürel alt yapının başta olduğu birleşik yapı ve yetenekler, bazı önemli gelişmelerin fışkırırcasına çıkmasını tetikler. Baskılanan, uzun dönemli ve sürekli stresli olan bireylerde, organizasyonlarda ve toplumlarda, gelişmeler anlaşılamadığından dolayı, bu patlamalar hiç olmaz. Başarılı girişimcilerin algısı çok yüksektir, hiçbir detayı atlamazlar ve bütün bilgiyi işleyerek, değerlendirirler. 

Önemli girişimcilik olayları, dünyayı değiştiren ve bütün insanlara mutluluk sunan yeniliklerdir. Bu tür girişimler incelendiğinde; büyük firmaların, uzun Ar-Ge çalışmaları ve büyük bütçeleriyle ortaya çıkmış olduğu görülmektedir. Yeni bir girişim, bir anlamda; sahip olduğunuz kapasitenin gücü ölçüsünde bir değerle, ortaya çıkmaktadır. Toplumda kabul gören bir girişim, insanların yaygın olarak bunu kullanması ile hayat bulmaktadır. Toplumun refah düzeyi ölçüsünde, yenilikler önem ve geçerlilik kazanmaktadır.

Günümüz dünyasında, insanlığın sahip olduğu bütün bilginin miktarı, her 10 saatte bir, ikiye katlanmaktadır. Böyle bir dünyada, bir kişinin ortaya koyacağı yenilik, ilkel kalabilir. Yeni çağda gerçekleşen yenilikler, daha komplike, daha karmaşık ve daha dinamik bir yapıdadır. Yeni bir girişim, bir kişinin fikri ile başlamakta, ancak sonrasında profesyonel büyük bir ekip, büyük bir finansman, büyük bir reklam kampanyası ve diğer çok çeşitli unsurlarla desteklenerek, refah seviyesi yüksek olan toplumlarda ortaya çıkmakta ve buradan tüm dünyaya yayılmaktadır. Tabi büyük bir yeniliğin, refah düzeyi düşük ülkelerin, ayrıcalıklı kesimlerinde de ortaya çıkması da söz konusu olabilir. Ancak bir yeniliğin, büyük bir pazara sahip olmakla geçerli olacağı ve hayatta kalacağı unutulmamalıdır. Büyük pazarlar, küreselleşme ile genellikle uluslararası işletmelerin, o ülke hükümetinin ve rakip firmaların kontrolü altındadır.

Kısaca, bir yeniliğin ya da girişimciliğin; bilinmesi başkadır, bulunması başkadır, olması başkadır ve başarılı bir sonuca ulaşılması ise daha başkadır.

Detaylı bilgiler için aşağıdaki kitabı okuyabilirsiniz.

Mert, G. (2019). Girişimcilik Öyküleri, Akademi Titiz Yayınları, İstanbul.

Malzemeli Yemek İhalesi Aşırı Düşükte Personel Giyim Giderinin Açıklanması

Malzemeli Yemek İhalesi Aşırı Düşükte Personel Giyim Giderinin Açıklanması
Yazarlar:
Mehmet ATASEVER
Sinan ÖZESEN

Anahtar Kelimeler; Yemek hizmeti alımı, aşırı düşük teklif, işçilik gideri, yardımcı girdi

İtirazen Şikayet Konusu; Personele ayni olarak verilecek giyim malzemeleri giderlerinin yardımcı giderler kısmına dâhil edilerek söz konusu giderler hakkında herhangi bir açıklamada bulunulmadığı gerekçe gösterilerek aşırı düşük teklif açıklamalarının reddedildiği, ancak Tebliğ’in 79.2.6’ncı maddesine göre giyim giderlerinin yardımcı giderler kapsamında değerlendirilebileceği, bu giderler için açıklama sunulmasına gerek bulunmadığı, dolayısıyla idarece yapılan işlemin mevzuata uygun olmadığı iddialarına yer verilmiştir.

Kamu İhale Kurulu Kararı Özeti; 09.06.2021 tarihli ve 2021/UH.II-1164 kararına göre; İşe ait Teknik Şartname’nin “Çalışanların Sayısı ve Nitelikleri” başlıklı K maddesinde “Kuruluşların Mutfağında Çalışanlara Ayni Olarak Verilecek Giyim Malzemeleri

AŞÇI AŞÇI YARDIMCISI GARSON BULAŞIKCI
2 Takım İş elbisesi 2 Takım İş elbisesi 2 Takım İş elbisesi 2 Takım İş elbisesi
2 Aşçı önlüğü 2 Aşçı önlüğü 2 Garson önlüğü 2 Bulaşıkçı önlüğü
2 Servis Önlüğü 2 Servis Önlüğü 2 Servis Önlüğü 2 Servis Önlüğü
Bone (bez) Bone (bez) Bone (bez) Bone (bez)
1 Eşarp/Şapka 1 Eşarp/Şapka 1 Eşarp/Şapka 1 Eşarp/Şapka
4 Terlik 4 Terlik 4 Terlik 4 Terlik
1 Ayakkabı 1 Ayakkabı 1 Çizme 1 Çizme

 

Not: Kullanılacak kıyafetlerini renk seçimini her Kuruluş İdaresi, yüklenici ile koordine ederek kendisi belirleyebilecektir.” düzenlemesi yer almaktadır.

4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 38’inci maddesi ile Hizmet Alım İhaleleri Uygulama Yönetmeliği’nin 59’uncu maddesi hükümleri ve Kamu İhale Genel Tebliği’nin 79.2.6’ncı maddesindeki açıklamalardan, aşırı düşük teklif sahiplerinden teklifte önemli olduğu tespit edilen bileşenler hakkındaki ayrıntıların idarece isteneceği, teklifi aşırı düşük bulunan istekliler öncelikle “ana girdi”, “işçilik” ve “yardımcı gider” oranlarının belirtildiği Malzemeli Yemek Sunumu Hesap Cetvelini (Ek- H.4) hazırlayarak açıklaması kapsamında sunacağı, açıklamanın geçerli kabul edilebilmesi için “(Ana Girdi Maliyeti + İşçilik Maliyeti)/Toplam Teklif Tutarı” oranının 0,80’den az ve 0,95’den çok olmaması gerektiği, oran belirtmeyen veya belirttiği oran 0,80’den az veya 0,95’den çok olan isteklilerin tekliflerinin reddedileceği, isteklinin beyan ettiği orana uygun teklif sunması durumunda, yemek pişirilmesi için gerekli enerji giderleri (doğalgaz, LPG gibi), temizlik malzemeleri, su, sigorta giderleri, ilaçlama ve hijyen sağlama giderleri, bakım onarım, amortisman, nakliye, sözleşme giderleri ve genel giderler, portör muayenesi ve tali çiğ girdiler (tuz, baharat, tatlandırıcı vb.) gibi unsurlar “yardımcı girdiler” başlığında değerlendirileceği ve bu unsurlar için açıklama sunulmasına gerek bulunmadığı anlaşılmıştır.

İdare tarafından EKAP üzerinden başvuru sahibine gönderilen yazıda “… Yapılan yazılı açıklamalar Kamu İhale Genel Tebliği’nin 79.2.2 ve devam eden maddeleri ile ilgili diğer mevzuat hükümlerine göre yapılacak süresi içerisinde idaremize teslim edilmeyen yazılı açıklamalar ile ilgili mevzuat hükümlerine göre uygun olmayan isteklilerin teklifleri değerlendirme dışı bırakılacaktır.” ifadelerine yer verildiği görülmüştür.

Başvuru sahibi istekli tarafından sunulan aşırı düşük teklif açıklamaları incelendiğinde; başvuru sahibi istekli tarafından … şikayete konu personel giyim giderlerine ilişkin olarak ise 3.000,00 TL maliyet öngörüldüğü ve söz konusu giderin yardımcı giderler arasında yer aldığı görülmüştür.

Yapılan incelemede, işçilik giderinin personel ücreti ile varsa personel yol ve yemek gideri dikkate alınarak hesaplanabileceği, Kamu İhale Genel Tebliği’nin 79.2.6’ncı maddesinde yardımcı giderler başlığı altında yer alan unsurlar içerisinde açık bir şekilde personel giyim giderlerinin belirtilmemesine karşın bahse konu giderlerin niteliği itibariyle yardımcı giderler başlığı altında yer alan sözleşme giderleri ve genel giderler ile bu gibi unsurlar kapsamında değerlendirilebileceği anlaşıldığından başvuru sahibi isteklinin aşırı düşük teklif açıklamalarının söz konusu sebep gerekçe gösterilerek idarece uygun bulunmamasının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.

Eş Yazar: Sinan Özesen

Sinan ÖZESEN, Özel sektörde çalışmasının ardından kamuda 2013 yılında Sosyal Güvenlik Kurumu’nda inşaat mühendisi olarak çalışmaya başlamış, 2014 yılından beri Kamu İhale Kurumu’nda kamu ihale uzmanı olarak çalışmaktadır. Kamu ihale mevzuatı eğitimi vermektedir. Kamu İhale Dünyası dergisinde yayımlanmış makaleleri bulunmaktadır.

Vergi Anayasa’da Yer Alır

Vergi hukukunda genellik ve eşitlik, yasallık, hukuki güvenlik (vergilendirmede belirlilik, vergi yasalarının geriye yürümezliği), mali güce göre vergilendirme, yasal idare, başvurma hakkı ve yargısal denetim ilkeleri mükellef hukuku açısından çok önemli temel ilkelerdir.

“Temsilsiz vergi olmaz” (no taxation without representation) ilkesi Magna Charta Libertatum ile başlayan Batı demokrasilerinin vazgeçilmez ana unsuru olmuştur. Bu sebeple vergilendirmeye ilişkin temel ilkeler Anayasalarda her zaman yer bulmuştur.

Vergilendirme ilkeleri çoğu vergi hukuku ve kamu maliyesi kitaplarında bir çırpıda sayılan ve tanımlanan ilkeler gibi görünse de her birinin oturması ve tam olarak uygulanması çok uzun yüzyıllar sürmüştür.

TÜRK ANAYASALARINDA VERGİLENDİRME HÜKÜMLERİ HEP YER ALMIŞTIR 

1876’dan başlayarak Türk Anayasa’larında vergi ile ilgili hükümler olagelmişti. Yukarıda yer verdiğimiz ilkelerin bir kısmının hep yer aldığı, zamanın ruhuna ve ekonomi ve toplumun gelişmişlik seviyesi ve kullanılan dile göre değişmekle beraber bu ilkelerin olduğunu görüyoruz.

1982 Anayasası

  1. Vergi ödevi

Madde 73- Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.

Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.

Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.

Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir.

1961 ve 1982 Anayasaları sadece vergi ile ilgili değil mali hukuk ile ilgili çok geniş düzenlemeler içermektedir. Vergiye ilişkin temel prensipler yanında bütçe hukukuna, mali denetime ve devletin yapması gereken kamusal harcamalara kadar birçok alanda anayasal güvenceler bulunmaktadır.

  1. Piyasaların denetimi ve dış ticaretin düzenlenmesi

Madde 167 – Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır; piyasalarda fiili veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önler.

Dış ticaretin ülke ekonomisinin yararına olmak üzere düzenlenmesi amacıyla ithalat, ihracat ve diğer dış ticaret işlemleri üzerine vergi ve benzeri yükümlülükler dışında ek mali yükümlülükler koymaya ve bunları kaldırmaya kanunla Cumhurbaşkanına yetki verilebilir.

SÖZÜN ÖZÜ

Vergi, devleti kuran sosyal sözleşmenin en önemli parçalarından bir tanesidir. Bu açıdan mükellef-devlet ilişkilerinin açık bir biçimde tanımlanması ve mükellef haklarının Anayasal güvence altına alınarak korunması gerekir.

Ülkemizde Anayasal vergilendirme ilkeleri Kanuni Esasi’den bu yana 1921 hariç tüm Anayasalarda yer almaktadır. Hukuk devleti, hukuki güvenlik, sosyal devlet, genellik, yasallık, belirlilik ve kesinlik, doğal yargıç, düzeltme ve başvurma hakkı, yargısal denetim ve hakkaniyet vergilendirmeye ilişkin temel anayasal ilkelerdir.

Kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçiye ara dinlenmesi nasıl kullandırılmalıdır?

İş süresinin düzenlenmesine ilişkin hükümler, öncelikle iş gücünün korunması amacına hizmet etmektedir. Bu amacın gerçekleştirilmesi, sadece günlük çalışma süresinin sınırlandırılmasını değil, aynı zamanda işçilere çalışma süresi içinde işe ara verme imkanının da tanınmasını gerektirmektedir. Aksi taktirde, çalışmaya bağlı gerilimin, dikkatsizlik ve kazalara yol açması ve zaman içinde sağlık sorunlarıyla karşılaşılması kaçınılmazdır. İşte 4857 sayılı Kanunun 68 nci maddesindeki ara dinlenmesine ilişkin düşünce bu tür sonuçları önlemek için düzenlenmiştir .

Ara dinlenmeleri işçilere hem dinlenmeleri, hem de yeme içme gibi zorunlu gereksinmelerini karşılayabilmeleri için, günlük çalışma süreleri içinde verilen dinlenme süreleridir. Bu dinlenmeler, “çalışma süresinin ortalama bir zamanında o yerin adet ve işin gereğine göre ayarlanmak suretiyle” verilir (İşK. m.68/1).

Ara dinlenme süreleri İş Kanunu m.68’de belirlenmiştir. Bu süre;

a-)Dört saat veya daha kısa süreli işlerde on beş dakika,

b-)Dört saatten fazla ve 7,5 saate kadar (7,5 saat dahil) süreli işlerde yarım saat,

c-)7,5 saatten fazla süreli işlerde bir saattir.

İş Kanununun ara dinlenmesine ilişkin öngördüğü hükümde, dört saat ve daha kısa süreli işlerde onbeş dakikalık bir ara dinlenmesi öngörülmüş olup, işçinin kısmi süreli iş sözleşmesi ile örneğin, haftada iki gün üç ya da dört saat çalışılması durumunda işçinin ara dinlenmesine hak kazanıp kazanmayacağı doktrinde tartışılmıştır. 

Bir görüşe göre, kanunda bu konuda düzenleme olmadığı için boşluk oluştuğu, bu boşluğun ise günlük azami çalışma süresi olan onbir saat dikkate alınarak doldurulması gerektiğini ileri sürülmektedir. Bu görüş sahibine göre, onbir saatin yarısı olan günlük beşbuçuk saat ve üzerinde kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçiye ara dinlenmesi verilecek; günlük beş buçuk saatin altında kalan çalışmalarda ise ara dinlenmesi söz konusu olmayacaktır.

Aksi yöndeki bir görüşe göre de, ara dinlenme sürelerine hak kazanılması günlük çalışma süresine göre belirlendiğinden, çalışmanın tür ve biçiminin önemli olmadığı savunulmaktadır. Bu görüş sahibine göre, ara dinlenmesine ilişkin kurallar kısmi süreli çalışmada istisnai özellik göstermemekte ve kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçinin günlük çalışma süresinin uzunluğuna göre ara dinlenmesinin süresi belirlenmelidir. İşçi, kısmi süreli iş sözleşmesi ile haftanın bir günü üç saat çalışıyorsa o gün için on beş dakika; bir gün iki saat çalışıyorsa o gün için de on beş dakika ara dinlenmesi verilmesi gerekmektedir.

Yargıtay’a göre de, “…Somut olayda, davacının günde 5 saat süreyle çalıştığı kabul edilmiştir. Bilirkişi 1,5 saat ara dinlenmesi yaptığını kabul ederek alacakları hesaplamıştır. Davacının 30 saatin altında kısmi süreli çalıştığı, günlük çalışmasının 5 saat olduğu anlaşılmakla aksi yönde tanık beyanı bulunmadığından ara dinlenme süresi 1,5 değil yarım saat kabul edilmelidir. Mahkemece davacının kıdem, yıllık izin ve hafta tatili alacakları belirlenecek ücret üzerinden hesaplanmalıdır. Mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi hatalıdır...”

Kanaatimizce, 4857 sayılı İş Kanununun 68 inci maddesinde ara dinlenme süresi, günlük çalışma süresine göre kademeli bir şekilde belirlenmiştir. Kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçinin, belirlenen günlük çalışma süresi dikkate alınarak ara dinlenme süresi belirlenmelidir. Sözleşmesinin türü, ara dinlenmesine hak kazanıp kazanmamada belirleyici değildir. Örneğin, kısmi süreli iş sözleşmesi ile haftanın üç günü günde dört saat çalışan işçiye günlük çalışmanın ortalama zamana rastlatılacak şekilde (onbeş dakika) ara dinlenmesi kullandırılmalıdır.

Faiz, Döviz ve Piyasa Dinamikleri

NEDEN FAİZ OLMALI?  

Dünyanın neresindeki finansman araçlarına baktığınızda, faizin olmadığı bir ortamı görmek pek olası değil. Adı ne olursa olsun, nasıl bir tanımlama yaparsanız yapın, faiz; paranın süreye bağlı olarak getirisidir. Faizsiz finansal ensrüman düşünebilir miyiz? Her şeyden önce enflasyon karşısındaki kaybınızı faiz ile telaffi etme yoluna gidersiniz. Kuşkusuz ki bu kayıplar telafi edilirken;

faiz oranının enflasyon oranında olması durumunda gelirinizle kaybınız başa baş,
Faiz oranının enflasyon oranının altında kalması durumunda, geliriniz enflasyon karşısındaki kaybınızı karşılamayacaktır,
Faiz oranının gerçek enflasyon oranının üzerinde olması halinde, geliriniz, enflasyon karşısında artıda olacaktır.

Düşünceleriniz ne olursa olsun finans piyasasında bir faiz mevcudiyetinin gerçeğini kabul etmemiz gerekir.

Enflasyonist ülkelerde ise faizin dövizin yükselişini kesmek için önemli araçlardan bir tanesi olduğunu da söylemek gerekir. Piyasadaki gerçek enflasyonun altında faiz uygulandığında, piyasanın dinamiklerine ters düşecek ve buna bağlı olarak dövizin hareketi yukarı yönlü olacaktır.

DÖVİZ VE PİYASA DİNAMİKLERİ


Sadece 2021 yılı Dolar / TRL grafiğine bakıldığında piyasa dinamikleri gereği zig zagbir iniş çıkış olsa da, dövizin yönü sürekli yukarıda olmuştur.

2017 yılından bugüne kadar Dolar / TRL hareketlerine bakıldığında dövizin yönünün sürekli yukarı olduğu görülmektedir. Referans olarak ele aldığım 2017 – 2021 tarihleri arasında sürekli olarak faizler olması gereken yerde değil, bunun yerine olması gereken faiz oranlarının daha da aşağısında yer almış. Nedenlerden bir tanesi olarak dile getirdiğim faiz, gerçek enflasyonun altında kalmasıyla dövizin akibeti tablodaki gibi oluşmuştur. Hep aynı film. Senaryo ve filmin sonu hep aynı.

Döviz hangi koşullarda yönünü yukarıya çevirir? Dövizi frenleyecek finansal ensrümanlardan bir tanesi şüphesiz ki faizdir. Faizin piyasa gerçeğinde uzak kalması halinde; yani piyasadaki gerçek enflasyon göstergesi kadar faiz uygulanmaması durumunda dövize ilişkin tablonun da yıllardır yukarıdaki görüldüğü gibi kalması da sürpriz olmayacaktır. Kuşkusuz dövizin yukarı yönlü hareketine fren sadece faiz olmayıp, dövizin tüm hareketlerinin kısıtlanması;

TCMB’na zorunlu döviz karşılıklarının arttırılması,
Karşılıklara hiç faiz verilmemesi veya verilen faizin azaltılması,
Dövizin yukarı yönlü hareketinin önlenmesi için piyasaya dövizle müdahale edilmesi

gibi etkenleri saymamız mümkündür.

Ancak dövizin yukarı yönlü gitmesinin oldukça çok nedenleri vardır;

Başlıca nedenler;

İthalatımızın ihracat kalemlerinden daha fazla olması, katma değeri fazla olan ihraç malların üretimi az, ithal edeceğimiz malların fazla oluşu aynı zamanda cari açığı oluşturacak ve döviz talebi meydana gelecek. Döviz talebi, dövizin yukarı yönlü hareket etmesine neden olacaktır,
Cari açığın sürekli var olması ülkemizin dövize olan talebini üst seviyele çıkartacaktır,
Döviz fiyatlarının yukarı yönlü hareket etmesiyle, milli paramız değer kaybeder, enflasyon yükselir. Enflasyonun yükselmesiyle üretim maliyetleri artar,
Artan üretim maliyetleri, ihraç kalemlerine yansıtılacak, ihracatçılar yüksek maliyetli üretimle elde edilen ihraç mallarının global pazarda pazarlanmasında rekabetten yoksun kalacak. Bunun sonucunda ihracat kalemlerinin düşmesinin bir nedeni olan yüksek maliyet asli sorun  olarak ihracatı engelleyecektir.
Döviz piyasası sisli havayı sevmez. Piyasa net ve berrak olmalı. Sisli piyasa havasında dövizin ateşi daima yukarı yönlüdür. Otoritelerin söylemleri piyasanın havasını asla bozmamalı; net, açık, tutarlı söylemler olmalıdır.

FAİZ VE DÖVİZ

Piyasa dinamiklerine müdahale edildiğinde, rakamlar geçici olarak müdahale koşullarının gerektiği yere gelse de, piyasanın değişmez gerçeği faizlerin gerçek enflasyon rakamlarından farklı olması halinde piyasa dinamiklerindeki denge bozulacak, döviz yükselmeye devam edecektir.  

REŞAT BAĞCIOĞLU

Pazarlık Taktikleri: “Sabırlı Olmak”

Sabırlı Olmak Müzakere Pazarlık Taktikleri

MÜZAKERE TEKNİKLERİ VE PAZARLIK BECERİLERİ EĞİTİM YAZI DİZİSİ

– > PAZARLIK MASASI ve PAZARLIK TAKTİKLERİ

“If you are not at the table, you are on the menu”.

Sabırlı Olmak Müzakere Pazarlık Taktikleri“Sabırlı Olmak” -PAZARLIK TAKTİKLERİ-
Prof. Dr. Murat ERDALmerdal@istanbul.edu.tr
İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Tedarik Zinciri Yönetimi Yüksek Lisans Program Başkanı
www.muraterdal.com

Pazarlık Yönetimi Genel Çerçevesi içerisinde müzakere planlaması ve pazarlık taktikleri önemli bir yer tutmaktadır. Geçen hafta iyi polis – kötü polis pazarlık taktiği ile bu geniş evrene ilk adımı atmıştık. Bu yazımızda ise müzakerelerde sabırlı olma konusunu ele alacağız.

sabırlı olma

Tüm Müzakere Sürecinde Sabırlı Olma

Bu pazarlık taktiği, işletme gereksinimlerinin zamana yayıldığı, proje tabanlı işlerde etkili olmaktadır. Firma ihtiyaç sürelerinin kısaldığı acil satınalma operasyonlarında ise taktik ustaca kullanılmalıdır. Aksi taktirde bu taktik işe yaramayacak ve istenilen hedefe varılamayacaktır.

Zamana Yayılan Projeler ve İş Görüşmeleri  

Satış yöneticileri müzakerelerde kısa dönem-uzun dönemli görüşme koşullarına ilişkin ayrı yol haritası izlerler. Bu nedenle satıcı (veya tedarikçi) şirket temsilcileri iş görüşmelerinde daima “ihtiyacın şiddetini” ölçümlemek isterler. Profesyonel satış yöneticileri ihtiyacın ne zaman karşılanacağını kısaca gerçek alım hareketini test edici sorular yönlendirmektedir.

Gerçek alım var mı? Varsa ne zaman? Alımın içeriği ve büyüklüğü nedir?
Deneyimli alıcı ekip ve yöneticileri karşıdan gelen bu içerikteki soruları iyi okur ve pazarlıkta elini zayıflatıcı açıklamalarda bulunmazlar. Alıcılar zaman lehlerine işliyorsa örtülü konuşma eğilimindedirler.

Toplantı Turları Sonrasında Beklemek ya da Hızlı Aksiyon Almak

Her bir toplantı sonrası iletişim kurulurken telefon araması yapılabilir ve e-postalar gönderilebilmektedir. Taraflar yazılı ve sözlü verilen mesajlarda dikkatli olmalıdır. Verilen mesajların içeriği ve zamanlamasına bağlı olarak karşı taraf pazarlıkta bağımlılık ya da muhtaç konum hissedebilir. Böyle algılanması durumunda iş daha da zora girecektir.

Satıcının sabırsız davrandığı ve müzakere sürecinde işe muhtaç bir rol içerisinde algılandığı durumlarda birçok maddede geri adım attığı, ilave ödünler verdiği ve işin kar marjının ortadan kalktığı bir gerçektir.

Yöneticiler Için Müzakere Teknikleri Ve Pazarlık Becerileri Eğitimi Müzakere Teknikleri Ve Pazarlık Eğitimi
Yöneticiler için Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri Eğitimi. İleri Seviye Eğitim Teklif Almak için: egitim@satinalmadergisi.com

Satıcı Taraf:

  • Teklifimizi vermiştik. Bir gelişme var mı diye sormak istedim. (Merak duygusu)
  • Ne oldu bir karara varabildiniz mi? (Bilgi edinme talebi)
  • Görüşmenin üzerinden uzun zaman geçti. Sahi o projeyi ne yaptınız? Herhangi bir dönüş olmadı? (Firmalar arası kopukluk, zayıf ilişki)
  • Aradan hayli zaman geçti. Size güzel haberlerim var. (Merak uyandırma)
  • Teklifte iyileştirmelerde bulunduk. Hazırladığım yeni teklifi de inceleyin isterseniz. (Hala bir şansımız var mı?)

Alıcı Taraf:

  • Teklifinizi bekliyoruz. (Süreç başlamadı)
  • Teklifiniz değerlendirme aşamasında. (Belirsizlik)
  • Teknik ekipten henüz dönüş olmadı. Onların görüş ve onayları proje için hayati. (Pazarlıkta teknik otorite)

Alıcının, sabırsız davrandığı ve müzakere sürecinde satıcıya muhtaç bir rol içerisinde algılandığı durumlarda eli zayıftır. Bu tür durumlarda satıcının karını maksimize ettiği, anlaşma maddelerinde çok az ödün verdiği görülmektedir.

Müzakerecilerin Yapısı ve Pazarlık Masasında Sabırlı Hareket Edilmesi
İyi müzakereciler, işin tüm yönlerini uçtan uca değerlendirirken sakin ve sağduyulu hareket ederler. İşin her bir ayrıntısını ekibi ile inceler uzmanlardan görüş toplarlar.
Süreci ilk günden son ana kadar aceleye getirmeden ele alırlar.

İşin tüm risklerini en başında değerlendirmek ve ona uygun doğru çözümleri geliştirmek tecrübe ister. Yeterince sorgulanmadan ve aceleye getirilmiş işler ek maliyetleri; tekrarlı operasyonları ve sapmaları gündeme getirir.

Pazarlik Muzakere Profili Anketini Indiriniz
Pazarlık Müzakere Profili Anketini indiriniz

Pazarlık Masası

Pazarlık masasında sabırlı hareket etme yerine göre en etkili taktiktir. Bu kapsamda sıklıkla dile getirilen ifadeler şunlardır:

  • Çok ilginç, bu konuda biraz düşünelim.
  • İşin tüm yönlerini görmek istiyoruz. Biraz zamana ihtiyacımız olabilir.
  • Peki, bunu bir değerlendirelim.
  • Süreci birlikte olgunlaştıralım. Bir bakalım.

Alıcının sabırlı hareket ederek sakince kurduğu bu ifadeler satıcı tarafında kuşku yaratabilir. Satıcı, pazarlık sürecini anlamak adına aksiyon kazandırmaya yönelik hamleler yapabilir.
Ya da işten vazgeçmeye yönelik tutumlar geliştirebilir. Alıcı pazarlık masasında süreci güçlendiren ya da zayıflatan aksiyonları dikkatle izlemelidir.

 

– ŞİRKET EĞİTİMLERİNİZ İÇİN TEKLİF ALIN-

Her gün mesleki gelişiminize 15 dakika zaman ayırın.

MÜZAKERE TEKNİKLERİ VE PAZARLIK BECERİLERİ – EĞİTİM YAZI DİZİSİ

PAZARLIK TAKTİKLERİ

TESTLER

 ANKET

Kitap Önerileri :

  • MÜZAKERE TEKNİKLERİ ve PAZARLIK BECERİLERİ (E-Kitap 2. Baskı), Prof. Dr. Murat ERDAL, Erişim için profesyonel üyelik işlemlerinizi tamamlamanız gerekmektedir.
  • SATINALMA ve TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ, Prof. Dr. Murat ERDAL, (Beta Yayıncılık),  4. Baskı.

-> ŞİRKET EĞİTİMLERİNİZ İÇİN TEKLİF ALIN -> egitim@satinalmadergisi.com 

Pazar Türbülansında Strateji Geliştirme

Türbülans teknik olarak sıvı veya gaz halindeki maddelerin hareket eğilimindeki düzensizlik; hava akımı ve boşluğu yaratarak çevrenin yön ve hız bakımından beklenenin dışında gelişmesi olarak ifade edilir. Bir işletmenin faaliyet gösterdiği pazarın içeriğinin değişmesi, belirsizlik ikliminin hâkim olması ve öngörü/uzgörüsünde zorlanılması ise pazar türbülansıdır.

Pazar türbülansı ile müşteri tabanı ve tercihleri sürekli değişmektedir. Müşteri tabanının ve tercihlerinin sürekli değişimi ise işletmenin hafızasında kırılma noktaları oluşturmakta, pazara yönelik bilgiler eskimekte ve sürekli güncellemeyi gerekli kılmaktadır. İşletmenin içinde bulunduğu pazarda türbülans seviyesi düşük ise işletmeler rakiplerine üstünlük sağlamak için müşteri araştırmaları yapmaları ve müşterinin anlayışını öngörmeye çalışmaları gerekmektedir. Ancak pazar türbülansı seviyesi yüksekse, yani değişimler hızlı, sürekli ve öngörülme/uzgörülme seviyesi yüksekse işletmenin pazarlama karmasını yeniden kurgulaması ve stratejilerini yeniden şekillendirmesi gerekmektedir.

İşletmelerin pazar türbülansında strateji geliştirmek için pazara yönelik öncelikle algılarını açık tutmaları gerekmekte, sonrasında ise pazarı hızla yeniden öğrenmeli, pazarını kendisiyle bütünleştirmesi ve koordinasyonunu sağlamaları gerekmektedir. Bunları şu şekilde ifade edebiliriz;

  • Pazarı Algıla!: Öncelikle pazarla ilgili algının sürekli açık tutulması, pazardaki gelişmelerin yakından takibi, pazar istihbarat sistemlerinin oluşması ve yayılımı gerekmektedir.
  • Pazarı Hızla Öğren!: Algılanılan pazarın hızlı bir şekilde öğrenilmesi gerekmektedir. Bu noktada hem hızlı olunmalı hem de ayrıntılar gözden kaçırılmamalıdır. Dolayısıyla hem yaşayarak hem de ayrıntılar kaçırılmayarak bir öğrenme gerçekleşmelidir.
  • Pazarı Bütünleştir!: İşletmenin hem ürünleriyle hem de kendi yetenekleriyle yeni algılayıp öğrendiği pazarı bütünleştirmesi gerekmektedir. Bütünleşen pazar ile işletme kendine daha rahat hareket edebileceği bir alan bulacaktır.
  • Pazarın Koordinasyonunu Sağla!: İşletmenin pazardaki yapıya bağlı olarak algılayıp, öğrendiği ve bütünleştirdiği pazarı stratejik esnekliğini kullanarak koordine etmesi gerekir. Böylelikle işletme yeni öğrendiklerini hızla düzenleme ve uygulama yeteneğini hayatı geçirmiş olur.

Kaynak ve ayrıntılı okuma önerisi: Aşağıdaki eserl(er) konu ile ilgili kaynak ve bilgilendirmeyi artırmaya yöneliktir.

  • Kaplan, M. (2021). Dinamik Yetenekler, Rekabet Avantajı ve Çevresel Türbülans. Konya: Eğitim Kitabevi.