“Şehirden köye değil, sahile göç dönemi”

Azmi Sarıbay:” Şehirden köye değil, sahile göç dönemi”

Turyap Yönetim Kurulu Başkanı Azmi Sarıbay, Turk Emlak Haber Ajansına yaptığı açıklamada, dünyada salgın sonrası insanların yeni bir yaşam biçimine yöneldiğini, eski alışkanlıklara artık kolay kolay geri dönülemeyeceğini ifade etti.

Turk Emlak Haber Ajansı’na değerlendirmede bulunan Turyap Yönetim Kurulu Başkanı Azmi Sarıbay, pandemi dönemi yaşadığımız mekanların hayatımızda ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu gösterdi. Dünyada salgın sonrası insanlar yeni bir yaşam biçimine yöneldi, eski alışkanlıklara artık kolay kolay geri dönülemeyecek” dedi.

KORONA ÇAĞI OLARAK HATIRLANACAK

2020 yılında salgının başlaması ile yeni bir çağa girdik. Bu dönem belki de korona çağı olarak adlandırılacak. Salgından kolay kolay kurtulacağımızı düşünmüyorum. Türkiye’de vaka sayısını sıfırladık diyelim… Dünyada bitmeyen bir şeyden nasıl kurtulacağız? Bunun için ülkenin tüm sınırlarını kapatmamız gerekir ancak bu da mümkün değil. Bu yüzden bu korona illetinden bir müddet daha çekeceğimizi düşünüyorum.

Virüs hayatımızda birçok şeyi değiştirdi… Salgından önce insanların yeme-içme alışkanlıkları, sosyal yaşantıları, çalışma hayatının şimdi nasıl değiştiğini hep birlikte yaşayarak şahit olduk. Pandemi ile birlikte bilindiği üzere birçok firma çalışanlarını uzaktan çalışma modeli ile çalıştırmaya başladı. Koç Holding, 35 bin kişiyi evden çalıştırdı, plazalarda 200-300 çalışan kaldı. Bankalar deseniz yine öyle, şubelerde artık kalabalık personel bulunmuyor. Çoğunlukla uzaktan çalışıyorlar.

Önceden insanlar sabahın erken saatlerinde evlerinden çıkıp, yoğun trafikte saatlerce işe gitmek için uğraşıyor, ofislerine geldiklerinde ise güne 1-0 yenik başlamış oluyordu. Bir de bunun akşam dönüşü ile birlikte, ruhen ve bedenen olumsuz etkilenerek yıpranıyorlardı. Uzaktan çalışma modeliyle, insanlar bu hengameden kurtulmuş oldu ancak bir süre sonra; insanların evde çalışmaktan memnun olmadıkları, dikkatlerini dağıtan birçok unsurun olduğu, yaşam alanlarının kısıtlandığı, özellikle ekip çalışması yapanlar için iletişimde ciddi sıkıntılar yaşandığına dair sorunlar ortaya çıktı.

ÇÖZÜM NE DERSENİZ? CEVABI EVE YAKIN HAZIR OFİSLER

Şirketler, çalışanları evlerine yakın hazır ofislere yönlendirmiş olsalar, birçok sıkıntıdan kurtulmuş olacaklar. Hem çalışanlar daha verimli çalışacak, aynı zamanda sosyalleşme ortamlarını geri kazanacaklar. Evden çalışanların şikayetlerinin başında, iş arkadaşları ile bir araya gelememek var. Konuşmamızın başında da söylediğimiz bir konu vardı “Eski alışkanlıklar olmayacak” fakat hazır ofislerin güzel bir yanı, sosyal mesafe konusunda çok duyarlı alanların oluşturulmuş olması, tüm tedbirlerin alınmış olması. Bu yüzden çalışırken insanlar mesafeyi koruyarak da sosyalleşebiliyor.

İNSANLAR ESKİSİ GİBİ ALIŞVERİŞ MERKEZLERİNE DOLUŞMAYACAK

AVM’ler eskisi gibi olmayacak. En azından bu kapalı atmosferi olan AVM’ler tercih edilmeyecek. Yeni konsept, hava alan, etrafı açık alışveriş merkezleri revaçta olacak gibi. Cadde dükkanları bu konuda daha şanslı diyebilirim… İnsanlar artık kapalı alanlarda kalmak istemiyor, zaten salgın yüzünden yeterince kapalı kaldılar… Bakıldığında AVM’lerin birçoğu artık bankalara ait, büyük ihtimal bir kısmı da kapanacak. Online alışveriş, pandemi ile birlikte rekor satış rakamlarına ulaştı. Bu da gösteriyor ki artık mağaza yerine, internetten alışveriş dönemi başlamış durumda. Yeme içme konusu da yine aynı şekilde, eskisi gibi kapalı alanlara rağbet azalacak. Paket servisi, bilindiği gibi pandemi ile birlikte yaygınlaştı. Artık eskisi gibi değil sistem çok gelişti, sipariş verdiğiniz yiyecek kısa sürede sıcak olarak adresinize geliyor. Bu da gösteriyor ki, eski düzen yeme alışkanlıkları da değişiyor. Tabi burada eski alışkanlıklara devam etmek isteyenlerde olacaktır. İlerleyen dönemlerde bu kişiler de zamanla teknoloji çağına ayak uydurmak zorunda kalacaktır diye düşünüyorum.

ŞEHİRDEN KÖYE DEĞİL, SAHİLE GÖÇ BAŞLAYACAK

Bir zamanlar köylerden, büyük şehirlere göç olayı vardı. Ancak bundan sonra şehirden köye değil, şehirden sahile göç dönemine girdik. İnsanlar, artık sahil kenarı olan müstakil yaşam alanlarını tercih ediyor. Bazı büyük firmaların arsa üretimi yaptığını biliyorum ve doğru yatırım yaptıklarını düşünüyorum. Bu zamanda imkânı olanlar, alt yapı çalışması tamamlanmış arsaya yatırım yapsınlar.

Salgının gölgesinde perakendenin yeni trendleri

2021 aşı programlarıyla daha umutlu bir yıl olabilir ancak salgın gölgesinde perakende sektöründe yeni trendler ortaya çıkıyor. Özel günlerin sürüklediği sektörde deneyim yaşatanlar öne çıkacak. Açık alanda mobil mağazalar açılırken mevcut mağazalarda teması minimuma indirmek için daha fazla ürün raflarda olacak

Aşılama programları ve artış hızını azaltan salgın umut verse de 2021’de perakende sektörünü kolay olmayan günler bekliyor. Genel perakendede satışlar düşerken e-ticaret yükseliyor. Özel günlerin sürüklediği sektörde teslimat ve sipariş sistemlerini geliştirenler ve reaktif olan şirketler öne çıkacak.

Eskiye dönüş kolay değil

Phygital perakende deneyimi sağlayıcısı REM People’ın CEO’su Bülent Peker, tüm dünyada üçüncü dalgasını geride bırakan salgının sektörün iş yapma biçimini değiştireceğini söylüyor. Peker, bu yılın trendleri hakkında şöyle konuşuyor: “Dünyanın farklı ülkelerinde her kapanma döneminde fiziksel satışlar dururken online ticaret devam ediyor. Bu dönemde dijital ve reaktif davranan markalar kazanmaya devam ediyor. Sipariş ve teslimatta talebi karşılayanların güçleneceği bir yıl bekliyoruz. Alışveriş alışkanlıkları geri dönülemeyecek şekilde değişecek.”

REM People’a göre salgının gölgesinde perakende sektörünün yeni trendleri şöyle olacak:

Yenilik yapan kazanacak:

Yeni normalde müşteriler mağazaya daha fazla döndüklerinde hem ürünlerle hem de insanlarla teması en aza indirmeye çalışacak. Bu dönemde raflarında yenilik yapan ve riski azaltan mağazalar kazançlı çıkacak.

Rafta daha çok ürün gösterecekler:

Markalar mağazalarda en çok satış yapan ürünler yerine daha fazla ürünle tüm yelpazesini göstermeye çalışacak.

Mobil mağazalar artacak:

Bazı perakende markaları, salgın döneminde ürünlerini tam olmak istediği yere götürmek için yenilikçi çözümler buluyor. Bu yıl pop-up mağazalar ve hatta ürün kamyonlarıyla açık alanda ürün deneyimi yaşatmaları bekleniyor.

Daha çok özel gün ve kampanya:

Perakende sektörünü 2020’de yılbaşı, Kara Cuma, Sevgililer Günü ve farklı özel günler sürüklemiş ve satışları artırmıştı. 2021 çok daha fazla özel günün ve kampanyanın görüleceği bir yıl olabilir.

Müşteriyi mağazaya deneyim çekecek:

Fiziksel perakendenin büyük yara aldığı 2020 yılından sonra yeni yıl aşı umuduyla başladı. Daha iyimser olmak için daha fazla sebebin olduğu 2021’de tüketicileri mağazaya deneyimleme çekecek. Mağazaya geri dönme konusunda isteksiz olan müşteriler online ticaretle satın alıp mağazada deneyerek teslim alacak.

Randevuyla ziyaret:

Mağazalarda tüketicileri daha rahat hissettirecek çalışmalar bekleniyor. Randevu ve rezervasyonla mağazaya gelen müşteriler kendilerini daha fazla güvende hissediyor. Ayrıca satış personeliyle görüntülü görüşme de müşterilerin daha çok karşılaşacağı bir yol olacak.

E-Ticaretin Müşteri Sayısı 37,2 Milyon Oldu

Hand giving a box out of laptop screen. Online shopping concept

Türkiye’de pandemi ile geçen 2020 yılında internetten alışveriş yapanları sayısı 37,2 milyon oldu .

İngiltere merkezli global sosyal medya ajansı We Are Social’ın, Hootsuit ile birlikte yaptığı “Dijital 2021 Türkiye” araştırmasının sonuçları yayınlandı.

İnternet kullanan 16-64 yaş aralığındaki kişilerin katıldığı araştırmaya göre, 2020 yılında bilgisayar sahipliği oranı yüzde 71,2 olurken, akıllı telefon kullanıcılarının oranı yüzde 97,2 ile rekor seviyeye ulaştı.

Bilgisayar ve akıllı telefon kullanımın artması, internette geçirilen süreyi de uzattı. Türk insanının internette geçirdiği sürenin ortalaması 7 saat 57 dakika olarak tespit edildi.

Online alışveriş verilerini de ortaya koyan araştırmaya göre, e-ticaret pazarı geçen yıl yüzde 43 büyürken, kişi başı online alışveriş miktarı 304 ABD doları olarak gerçekleşti.

2020 yılında internet kullanıcılarının yüzde 89’u ürün ya da hizmet almak için arama motorlarını kullandı; yüzde 89,5’i de online alışveriş sitelerini ziyaret etti.

Bu arama ve ziyaretleri alışverişle sonlandıranların oranı ise yüzde 75’e ulaştı.

55 YAŞ ÜSTÜ Z KUŞAĞINA YETİŞTİ

Türkiye’nin ilk para iadeli alışveriş sitesi Avantajix.com’un kurucu ortağı Güçlü Kayral, araştırmaya göre, internet kullanan 16-64 yaş grubundaki 37,2 milyon kişinin 2020’de internetten alışveriş yaptığını belirterek, “TÜİK’in 2019 verileri ile karşılaştırdığımızda e-ticaret müşteri sayısında 8 milyon kişilik artış söz konusu. İlginç olan e-ticaret ekosistemine pandemi döneminde dahil olanların büyük çoğunluğunun 55 yaş üstü olması. 55-64 yaş grubunda geçmiş yıllarda yüzde 30-40 aralığında olan internetten alışveriş yapanların oranı, geçen yıl yüzde 70,5 olarak saptandı. Z kuşağında bu oran yüzde 76. E-Ticaret, Z kuşağı ile büyüyecek derken, sürprizi 55 yaş üstü yaptı” diye konuştu.

ONLİNE MAĞAZALARIN YENİ HEDEF KİTLESİ

Eskiden “çekingen” olarak tanımladıkları, muhafazakâr ve yeniliklere hemen cevap vermeyen 55 yaş üstü tüketici grubunun, Covid-19’un da zorlamasıyla internetten alışverişe başladığını kaydeden Güçlü Kayral, şunları söyledi:
“Bu yeni gruba eskiden ‘5 kiloluk deterjanı marketten alıp kendiniz taşımak yerine online olarak alın kapınıza kadar gelsin’ dediğimizde ‘yok ben taşırım teşekkürler’ cevabını almış ve online alışverişe ikna edememiştik. ‘Bakın size indirim kodu verelim, online daha ucuz, hatta Avantajix size üste para versin’ dediğimizde de çok cılız bir etki görmüştük. Covid-19 krizi, bu grubun online alışverişe girmesini engelleyen güven, hukuk, eğitim gibi nedenleri ikinci plana itip, sağlık, mesafe, zorunluluk gibi nedenleri öne çıkarınca yepyeni bir tüketici profili internetten alışverişin pratikliği, seçenek çokluğu, ucuzluğu ve güvenilirliği ile tanıştı ve çok sevdi. E-ticaret ekositemine hızlı bir giriş yapan 55 yaş üstü, artık online mağazaların öncelikli hedef kitlesi haline geldi.”

Pandemi döneminde kuryeye olan talep yüzde 300 arttı!

kurye
  • En çok market, yemek, eczane ve kozmetik ürünleri taşındı

Covid-19 salgınının ekonomide yarattığı yavaşlama bazı sektörleri derinden etkilerken bazı sektörlerin önemini de aynı oranda artırdı. Bunlardan biri de lojistik sektörü… En çok istihdam artışı olan sektörlerden biri olan lojistik sektöründe ise bu dönemde kurye taşımacılığı ön plana çıktı. Pandemi döneminde kuryeye olan talebin yüzde 300 arttığını söyleyen Ulak Yazılım Teknoloji A.Ş. Kurucusu Sabri Sami Toker, pandemi öncesinde 40 kurye ile hizmet verdiklerini ve bugün 400’den fazla kurye ile pazarda yer aldıklarını söyledi. Aynı zamanda 2020 yılında 1 milyon 200 bin taşıma gerçekleştirdiklerini günlük ise 9 bin adet ürün taşındıklarını söyleyen Toker, sırasıyla en çok market, yemek, eczane ve kozmetik ürünleri taşıdıklarını belirtti.

Geçtiğimiz yılın mart ayında Türkiye gündemine giren pandeminin ekonomi üzerindeki etkisi devam ediyor. Gerek küresel gerekse ülke düzeyinde ortaya çıkan büyük gelir kayıpları istihdamı aynı oranda etkiledi, buna bağlı olarak da işsizlik önemli ölçüde arttı. Ancak pandemi bazı sektörlerin önemini de aynı oranda artırdı; bunlardan biri de lojistik sektörü oldu.  Lojistik konusunda yazılım geliştiren ve yazılımını kullanan işletmelere kurye kaynağı sağlayan ULAK Yazılım Teknoloji A.Ş. Kurucusu Sabri Sami Toker, pandemiyle kurye taşımacılığının ön plana çıktığını söyleyerek bu dönemde kuryeye olan talebin yüzde 300 arttığın söyledi. Toker, ULAK App’in pandemi öncesinde 40 kurye ile hizmet verdiklerini ve bugün 400’den fazla kurye ile pazarda yer aldıklarını söyledi. 2020 yılında 1 milyon 200 bin taşıma gerçekleştirdiklerini günlük ise 9 bin adet ürün taşındıklarını söyleyen Toker, sırasıyla en çok market,  yemek, eczane ve kozmetik ürünleri taşıdıklarını belirtti.

400’den fazla kurye ile 32 ilde hizmet veriyoruz”

İstihdam verilerinin pandeminin ilk dönemine göre iyimser seyrettiğini belirten Toker, en çok istihdam artışının yaşandığı sektörlerden birinin de kurye taşımacılığı olduğunu söyledi. Kargo, e-ticaret, restoran ve market teslimatlarının pandeminin 1. dalgasında yaklaşık olarak 6 kat, 2. dalgasında ise 14 kat arttığını belirten Toker,  bu artışın istihdamda pozitif yansıdığını belirtti. Gündeme bakıldığı zaman kurye tercihinin hızla devam edeceğini öngördüklerini açıklan Toker, sözlerini şöyle sürdürdü; “ULAK App olarak bugün için yaklaşık 400’den fazla kurye ile 32 ilde, 6 farklı sektördeki 116 firmaya eş zamanlı hizmet sağlıyoruz. Kurye sayımız pandemi öncesinde 40 idi. Pandeminin getirdiği sosyal mesafe kuralları gereğince insanlar ister istemez bu sektöre yöneldi. Evlerinden çıkmak istemeyen insanlar, kurye ya da kargo ile tüm ihtiyaçlarının istedikleri lokasyonlara gelmesini sağladı ve bu ihtiyaç sayesinde de kuryeye olan talep pandemi döneminde yüzde 300 arttı. Önümüzdeki günlerde daha da artacağını öngörüyoruz.

Artan otomasyon ihtiyacı sanayi üretimine olumlu yansıdı

2020’de artan otomasyon talebi üretimde verimliliği yükseltti

  • Sanayi üretiminin artmasında otomasyon yatırımları etkili oldu
  • FANUC Türkiye satış anlamında yüzde 167 artış yakaladı
  • Yeni müşteri portföyü yüzde 30 arttı

Endüstriyel ürün hatlarında geçtiğimiz yıl artan otomasyon ihtiyacı, sektörü önemli ölçüde hareketlendirdi. FANUC Türkiye Genel Müdürü Teoman Alper Yiğit, sanayi sektöründe yaşanan büyümede otomasyon yatırımlarının önemli bir rolü olduğunu belirtti.  FANUC Türkiye olarak 2020’de sipariş anlamında yüzde 187, satış anlamında ise yüzde 167’lik artış yakaladıklarını söyleyen Yiğit, önümüzdeki süreçte otomasyona olan eğilimin daha fazla artacağını vurguladı ve ihtiyaçlar doğrultusunda ürün yelpazelerini geliştireceklerini ifade etti.

Şirketler geçen yıl küresel anlamda rekabet avantajını elinde tutabilmek için yeni teknolojilere yöneldi. Buna paralel olarak üretim hatlarında otomasyona duyulan ihtiyaç sektöre hız kazandırdı. FANUC Türkiye Genel Müdürü Teoman Alper Yiğit, FANUC Türkiye özelinde 2020 yılını, şirketin güncel faaliyetlerini ve hedeflerini değerlendirdi.

Türkiye ekonomisinin 2020’de yüzde 1,8, yılın son çeyreğinde ise yüzde 5,9 büyüme gösterdiğini hatırlatan Teoman Alper Yiğit, rakamları şu şekilde değerlendirdi: “2020 Aralık ayına göre sanayi üretim endeksi ise aylık bazda yüzde 1,3, yıllık bazda yüzde 9 arttı. Bu rakamlar zorlu geçen bir yıla rağmen sanayi sektörüne umut verdi. Türkiye ekonomisinin lokomotifi konumundaki sanayi sektöründe yaşanan bu büyümede, otomasyon yatırımlarının önemli bir rolü bulunuyor. Şirketler otomasyona yatırım yaptıkça üretimde verimlilik yükseliyor ve bu da rakamlara yansıyor.”

Yarıştan kopma riski yatırımları hızlandırdı

Firmaların yeni teknolojiler konusunda yetkinlik kazanma baskısını daha fazla hissedecekleri bir döneme girildiğini belirten Teoman Alper Yiğit, sözlerini şöyle sürdürdü: “Firmalar 2020 yılı içerisinde gerekli yatırımları zamanında yapamadıkları durumda küresel yarıştan kopma, yanlış yatırım yaptıklarında ise rekabetçiliklerini kaybetme riskini yakından hissetti. Bu durum geçtiğimiz yıl otomasyon sektörünün oldukça hareketli geçmesine olanak sağladı. Dolayısıyla pandeminin, beklenenin aksine otomasyon yatırımlarına olan ilgiyi artırdığını gördük.”

Otomasyonda hızlı tüketim, gıda ve kimya sektörü öne çıktı.

2020 yılında müşteri kapasitesinde gözle görülür bir artış yaşandığını vurgulayan Yiğit, FANUC Türkiye’nin yeni müşteri portföyünün bir önceki yıla göre yüzde 30 arttığını söyledi. Yiğit, “Pandeminin doğal bir sonucu olarak en fazla hızlı tüketim, gıda ile kimya sektörü, büyümenin ve yatırımın yoğun gerçekleştiği alanlar olarak öne çıktı. FANUC ürün gamı dolayısıyla fabrika otomasyonunun farklı alanlarına dokunarak yine farklı ürün gruplarını ortak bir sistem üzerinden buluşturabiliyor. Bu avantajımızı sektördeki hareketlilikle birleştirerek yılı hedeflerimizin oldukça üzerinde kapattık. Sipariş anlamında yüzde 187, satış anlamında ise yüzde 167 oranında artış yakaladık.” dedi.

Geçen yıl 10 kg taşıma kapasitesi ve 2 farklı erişime sahip CRX Serisi Light Weight Kolobratif robotları pazara sunduklarını hatırlatan Teoman Alper Yiğit, bu yıl CRX Serisi’ne yeni modelleri ekleyeceklerinin bilgisini verdi. Yiğit, ürünler hakkında şunları söyledi: “CRX Serisi piyasaya çıktığı ilk andan itibaren kolay kullanım ve hızlı devreye alma özellikleriyle dikkat çekti. Bu arayüzü sağlayan Tablet Pendant özelliği müşterilerimiz tarafından çok sevildi ve hiç robot kullanmayı bilmeyen bir kişiye bile birkaç saat içinde robot programlayabilme imkanı sağladı. FANUC bu geri bildirimlerden yola çıkarak Tablet Pendant’ı tüm modellerde yıl içinde kullanıma sunuyor olacak.”

Temel hedef son kullanıcılara global üretim trendini sunmak.

Önümüzdeki 5 yıl içerisinde yeni üretim teknolojilerine yapılacak yatırımın hızlanacağını ve otomasyona olan talebin hiçbir dönemde olmadığı kadar yoğun olacağını öngördüklerini aktaran Yiğit, bu doğrultuda mevcut ekibi büyüterek pazarın ihtiyacına uygun şekilde yeni yatırımlar gerçekleştirdiklerini aktardı. Yiğit, 2021 yılında ana hedeflerinin son kullanıcılara global üretim trendini sunmak olduğunu sözlerine ekledi.

Dijital Dönüşüm Gerçeğiyle Korkmadan Yüzleşmeliyiz

Dijitalleşmeye geçişte karşılıklı güvenin önemini vurgulayan Halıcı Group CEO’su Dr. Hüseyin Halıcı, dijitale geçilmezse proseslerin işletilemeyeceğini söyledi.

Dijital dönüşüm sürecinde gerek müşterinin gerekse yazılım firmasının birbirlerine güvenmesi gerektiğini vurgulayan Halıcı Group CEO’su Dr. Hüseyin Halıcı, dijitale geçilemediği takdirde proseslerin işletilmeyeceğini söyledi ve ekledi: “Korkmadan, dönüşüm gerçeğiyle yüzleşmemiz gerekiyor.”

SÜRECİ VE YAZILIM ÖNEMİNİ ANLATTI

Dr. Halıcı, İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından düzenlenen ve Teknoloji Girişimcisi & Teknoloji ve İnovasyon Danışmanı Ergi Şener’in moderatörlüğünü üstlendiği “Doğru Yazılım Seçim ve Entegrasyonu” isimli online seminerde dijital dönüşüm sürecini ve süreçteki yazılımın önemini anlattı.

“DOKTOR REÇETESİ GİBİ YAZILMALI”

Dr. Halıcı, sanayiden kamuya, finanstan sağlığa kadar bütün sektörleri etkileyen dönüşümün her sektöre göre farklılık gösterdiğini belirtti.

Her sektörün ortak hedefinin dijitalleşmek olduğunu, ancak standart ve/veya hazır bir dijital dönüşüm çözümün olmadığını aktaran Dr. Halıcı, sözlerine şöyle devam etti:

“Sanayiden de ziyade çimento endüstrisinde farklı bir dijital dönüşüm hatta fabrika bazında bile ihtiyaçlar ayrışıyor. Aynı tür hastalığı yaşasa bile her insanda farklı semptomlar görülebildiği gerçeğinden hareketle bir doktor reçetesi gibi yazılması gerekir. Genel bir çözüm önerirseniz, başarılı bir sonuç elde edilemeyecektir.”

“DOĞRU ANALİZ VE DURUM TESPİTİ ÖNEM TAŞIYOR”

Dijital dönüşüm sürecinde profesyonel, teknik destek, eğitim ve süreklilik içeren çözüm ve yazılımlar alınması gerektiğinin altını çizen Dr. Halıcı, KOBİ’lerin dönüşümde dikkat etmeleri gereken hususlardan da bahsetti.

Dr. Halıcı, KOBİ’lerin geç kalma psikolojisine kapılarak panik yapmamalarının önemine değinerek, yanlış yatırımı önlemek için detaylı araştırmak yapmaları, danışmanlık ve uygulama firmalarını doğru seçmeleri, doğru analiz ve durum tespiti yapmadan çözüm almamaları gerekliliğini vurguladı.

“ALGI TAMAM AMA NASIL BİR ÇÖZÜM SUNACAĞIZ?”

Dijital dönüşümün geniş bir kavram, zor bir ders olduğuna dikkat çeken Dr. Halıcı, “Dijitalleşme, dijital dönüşüm, Endüstri 4.0, Toplum 5.0, Akıllı Üretim gibi birçok kavram var. Ülkemizin yüzde 98’inin KOBİ olduğunu düşünürsek, sanayicilerimizin bilhassa KOBİ’lerimizin özellikle ilk kez karşılaştıkları, aşina olmadıkları bu kavramlar karşısında endişelerini gidermek adına çok iyi anlatılması şart.” dedi.

Konuyla ilgili örnek bir başarı hikayesi anlatılsa bile algının oluştuğunu, ancak çözümü oluşturacak yapının kurulamadığını kaydeden Dr. Halıcı, “Yazılım, otomasyon, mekanik vb. uzmanlar bir masaya oturacak ve herkes kendi uzmanlığını anlatarak ortak bir payda oluşturacak ki, günün sonunda herkes ve en önemlisi de müşteriler anlayabilsin. Algı tamam ama nasıl bir çözüm sunulacağı konusunda tereddütler var.” şeklinde konuştu.

“EĞER DOĞRU ÇÖZÜM ELDE ETMEK İSTENİYORSA…”

Dr. Halıcı, Endüstri 4.0 çözümü talep edildiğinde, çözümün “Mekanik & Robot”, “Elektrik & Otomasyon”, “Bilişim & İletişim & Yapay Zeka” olmak üzere üç gruptaki bileşenlerin tamamının uyumlu bir şekilde sağlanması durumunda doğru çözümün elde edileceğini sözlerine ekledi.

Markalar hakkında karar vermek için “Karşılaştır”!

Tüketicilerin bir referans kaynağı olarak başvurduğu ve satın alma kararıyla ilgili araştırma yaptığı Şikayetvar, yeni aracı “Marka Karşılaştır”ı yayına aldı. Tüketiciler, Şikayetvar’ın yeni hizmeti “Marka Karşılaştır” ile artık firmaların müşteri memnuniyeti ve şikayet yönetimi konularında performanslarını karşılaştırabilecek.  

Her gün yüz binlerce kullanıcının alışverişten önce ziyaret ettiği Şikayetvar’da tüketiciler hangi markayı seçeceğine bu platform üzerinden karar veriyor. Şikayetvar’ın yeni aracı “Marka Karşılaştır” ile tüketiciler markaların müşteri memnuniyeti ve şikayet yönetimi konularında performanslarını karşılaştırarak, alışveriş kararını artık kolayca verebilecek.

Tek ekranda saniyeler içinde performans karşılaştırması

Kullanıcıların Şikayetvar ana sayfasından ulaşabileceği “Marka Karşılaştır” aracına, arama yapmak istediği iki markanın adlarını yazarak işlemi gerçekleştirebilecek. Tüketiciler seçili iki markanın müşteri memnuniyeti ve şikayet yönetimi alanındaki tüm bilgilere tek bir ekrandan saniyeler içerisinde ulaşabilecek.

Karşılaştırmak artık çok kolay

120 bin markanın, 6 milyon bireysel üyenin ve milyonlarca ziyaretçinin buluştuğu Şikayetvar’ın yeni özelliğinde kullanıcıların karşılaştırmak istediği iki markanın toplam şikayet sayısını görüntüleyerek ilgili markaların cevaplanan, çözülen şikayet sayısına ulaşabiliyor. “Marka Karşılaştır” aracının şikayetler bölümünde karşılaştırılan iki markanın en yeni şikayet içeriklerine, en çok yorum ve destek alan şikayetlerine de ulaşmak mümkün.

Markaların memnuniyet konuları bir arada

Müşteri memnuniyeti bölümündeyse markaların Şikayetvar kullanıcıları tarafından verilen yıldız tablosunu görüntüleniyor. Kullanıcılar tarafından markalara iletilen teşekkür mesajları da aynı bölümde yer alıyor. “Marka Karşılaştır” özelliğinde bulunan bir diğer bölümdeyse karşılaştırılan iki markanın tüketiciler tarafından hangi konularda memnun olup olmadığı görüntülenebiliyor. Ayda 18 milyon tüketicinin ziyaret ettiği Şikayetvar “Marka Karşılaştır” aracıyla ziyaretçilerin markaların müşteri deneyimlerine kolaylıkla ulaşarak, markalarla ilgili hızlı bilgi almasını hedefliyor. Şikayetvar’ın yeni özelliği sayesinde tüketicilerin günlük 100 bin markanın karşılaştırma yapması bekleniyor.

İhale’de Bilanço Yerine Bilanço Bilgileri Tablosunun Sunulması Yeterli Olur Mu?

Anahtar Kelimeler; Bilanço, bilanço bilgileri tablosu, cari oran, ekonomik ve mali yeterlik kriterleri

İtirazen Şikayet Konusu; İlgili idare tarafından ihalede değerlendirme dışı bırakılan firma tarafından; Teklif dosyasında sunmuş oldukları bilanço bilgileri tablosunda belirtilen oranların sağlanmadığı gerekçesiyle ve teklif dosyasında sunulan gelir tablosunun meslek mensubu tarafından onaylanmadığı gerekçesiyle tekliflerinin değerlendirme dışı bırakıldığı, ancak bilançolarında ne kısa vadeli ne de uzun vadeli borçlarının olduğu, firmalarının herhangi bir borcu olmadığından ve bilançoda istenen oranları sağladığından tekliflerinin bu gerekçeyle değerlendirme dışı bırakılmaması gerektiği iddia edilmektedir.

Kamu İhale Kurulu Kararı Özeti; 23.01.2020 tarih ve 2020/UH.I-147 sayılı Kamu İhale Kurulu Kararı’na göre; Kamu İhale Genel Tebliği’nin 10’uncu maddesinde belirtilen açıklamalar ile İdari Şartname’nin 7.4.2’nci maddesindeki düzenlemeler çerçevesinde, ekonomik ve mali yeterlik kriterlerinin değerlendirilmesi maksadıyla ilgili yıla ilişkin bilanço veya eşdeğer belgelerin sunulabileceği, buradaki “veya” bağlacından isteklilere seçimlik hak tanındığının anlaşıldığı, dolayısıyla eşdeğer belge olarak bilanço bilgileri tablosunun sunulması halinde bilanço sunulmasına gerek bulunmadığı, bu kapsamda başvuru sahibi isteklinin teklif dosyasında sunmuş olduğu bilanço bilgileri tablosunun belgelerin sunuluş şekline uygun olduğu görüldüğünden ayrıca istekli tarafından teklif dosyasında onaysız bilanço sunmasının mevzuata aykırılık teşkil etmediği anlaşılmıştır.

Başvuru sahibinin teklif dosyasında belgelerin sunuluş şekline uygun olarak sunmuş olduğu bilanço bilgileri tablosunda belirtilen cari oran hesaplamasında maddi hata bulunduğu, kısa vadeli banka borçlarının öz kaynaklara oranının ise hesaplanmadığı görülmekle birlikte, sunulan bilanço bilgileri tablosunda beyan edilen bilanço verileri kapsamında bilanço oranlarının karşılandığı anlaşıldığından başvuru sahibinin bu gerekçeyle teklifinin değerlendirme dışı bırakılması işleminde mevzuata uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

MÜSİAD Başkanı Basın Açıklaması – Faiz Görüşü

Hatırlanacağı üzere Şubat 2021 dönemine ilişkin tüketici fiyatları artışı %15,61 ile son 19 ayın, yurtiçi üretici fiyatları artışı ise %27,09 ile son 21 ayın zirvesini görmüştü. Bu dönemde çekirdek enflasyon göstergeleri de enflasyondaki artışın süreceğinin sinyalini vermişti. Aynı zamanda son dönemde küresel tahvil getirilerindeki yükselişe bağlı olarak TL’nin de baskı altında kaldığını görmüştük. Bu gelişmeler ışığında piyasalarca T.C. Merkez Bankasının faiz artırımı kararına kesin gözüyle bakılmakta ve buna göre bir pozisyon alınmaktaydı.

Elbette 100 baz puan çevresinde yoğunlaşan tahminlerin oldukça üzerindeki bu artış piyasaların beklediği bir gelişme değildi. Bu noktada başta gıda ve emtia olmak üzere küresel piyasalardan kaynaklanan fiyat artışlarının T.C. Merkez Bankasının etki alanının dışında kalması sebebiyle, enflasyonla mücadelenin yalnızca politika faizi enstrümanı ile sürdürülmesinin yeterli olmayacağı kanaatindeyiz.

Konjonktür gereği yapılan ve aslında TCMB’nin hem Merkez Bankacılığının temelini oluşturan beklenti yönetimi hem de Türkiye’nin CDS primlerini iyileştirme politikasının sonucu olarak girdiği bu patikada önden yüklemeli faiz artışının piyasa beklentilerinin oldukça üzerinde bir düzeyde gerçekleşmesiyle, bundan sonra atılacak adımların iş dünyasının yatırım hevesi ve borç yapılandırması adına nasıl bir seyir izleyeceğini görmek gerekecektir.

1,9 trilyon dolarlık bir ABD teşvik paketi ardından dünyada artan dolar arzı karşısında gelişmekte olan piyasaların bu akımdan olumlu anlamda pay almaları ve kendi para birimlerindeki değerlenme sürecini destekleyici politikalara başvurması anlaşılır bir durumdur. Ancak burada iki önemli husus söz konusudur: Yüksek faizin iyi iç piyasadaki talep üzerindeki etkisi ve dış ticaretin cari denge adına olumlu işletilmesi için uygun Dolar/TL düzeyinin bulunması.

Bir başka beklenti ise Merkez Bankasının dolarizasyon yönetimi konusunda atacağı adımlar ve dolar alım ihalelerinin ne zaman başlayacağıdır. İş dünyası olarak bu endişeleri taşımakla beraber, alınan kararın bilhassa yurtdışı piyasalarda TCMB bağımsızlığı ve yönetişim itibarı açısından olumlu neticeler getirmesini temenni ederiz.

Neticede bu geçici bir süreçtir ve enflasyon hedeflerinin tutması adına rahatlatıcı verilerle beraber faizde indirim sürecinin de bu kez kalıcı bir şekilde sağlanması için uygulanan konjonktürel bir zorunluluk olarak değerlendirmek isteriz.

MÜSİAD olarak; söz konusu artışla birlikte %19 seviyesine yükselen politika faizinin ekonomik aktivitedeki canlılığı baskılamaması adına, geçtiğimiz günlerde konut satışlarında taksit sayısı sınırlaması kaldırılması ve otomobil satışlarındaki sınırın esnetilmesi örneklerinde olduğu gibi, ilave adımların atılacağını temenni ediyoruz.

Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan Reform Paketi de ekonominin yönünün pozitifte tutulması noktasında reel sektörün elini rahatlatacaktır. Reformların açıklanmasının ardından yapmış olduğumuz açıklamalarda ifade ettiğimiz gibi, yeni dönemde en büyük önceliğimizin fiyat istikrarı olması, iş dünyasını için memnuniyet vericidir. Bu kapsamda enflasyonda risk oluşturan yapısal şokları değerlendirmek, gerekli politikaları belirlemek ve yönetmek için Fiyat İstikrarı Komitesi’nin tesis edilecek olmasını oldukça önemsiyor; kalıcı bir fiyat istikrarının sağlanabilmesi adına enflasyonla topyekûn bir mücadeleye girişmenin önemini vurguluyoruz.

Abdurrahman KAAN

MÜSİAD Genel Başkanı

Philips, uyku düzeni üzerine yaptığı araştırma ile COVID-19’un uyku kalitesi üstündeki negatif etkilerini açıkladı.

  • Yapılan araştırmaya göre; ankete katılanların %70’i, COVID-19’un başlangıcından beri uyku düzeniyle ilgili bir veya daha fazla yeni sorun yaşıyor.
  • Katılımcıların %58’i uyku ile ilgili kaygılarıyla başa çıkmak için tele-sağlık sistemini kullanmaya istekli.

Sağlık teknolojilerinde lider firmalardan Philips, 6’ncısını gerçekleştirdiği yıllık uyku anketinin sonuçlarını Çözüm Yolları: COVID-19 Tüm Dünyanın Uyku Düzenini Nasıl Değiştirdi? başlıklı rapor ile açıkladı.

Philips, COVID-19 başlangıcından yaklaşık bir yıl sonra uyku ile ilgili tutumları, algıları ve davranışları tespit etmek amacıyla 13 ülkeden 13.000 yetişkinin katıldığı bir anket çalışması gerçekleştirdi. Anket, COVID-19’un başlangıcından beri katılımcıların %70’inin uyku düzenlerinde bir veya daha fazla yeni sorun yaşadığını ortaya koyuyor. Katılımcıların, %60’ı ise COVID-19’un, uyku kalitesini doğrudan etkilediğini belirtiyor.

Anket, yaşanan bu zorlukların geniş çaplı olduğuna ve uyku apnesi hastalarının bu durumdan olumsuz şekilde etkilendiğine işaret ediyor. Bu zorluklarla mücadele etmek için tele-sağlık teknolojilerine, çevrim içi bilgi kaynaklarına ve hayat tarzında yapılan değişikliklere büyük bir ilgi var.

Uyku kaygıları nedeniyle gün geçtikçe daha fazla insan çevrim içi kaynaklara ve tele-sağlık hizmetine yöneliyor 

Uyku problemi yaşayan insanlar bu sorunla mücadele etmek için rahatlatıcı müzik, meditasyon veya kitap okuma gibi yolları tercih ediyor. Katılımcıların %34’ü uyku kalitesini iyileştirmeye yönelik tedaviler hakkında daha fazla bilgi almak için çevrim içi araştırmalara öncelik veriyor. COVID-19 döneminde tele-sağlık sistemlerine güvenin ise arttığı görülüyor.

Katılımcıların %58’i, gelecekte tele-sağlık sistemleri vasıtasıyla uzmanlardan uyku ile ilgili endişeleri için yardım istemeye istekli olduğunu ifade ediyor. Ankete katılanların %70’i ise çevrim içi veya telefon tabanlı programlar üzerinden bir uyku uzmanı bulmanın zor olacağını düşünüyor.

Philips Türkiye CEO’su Haluk Karabatak, “COVID-19, sağlık hizmetlerinin evde bakıma geçişini hızlandırdı. En etkili ve verimli sağlık sistemini oluşturmak için sanal bakım yolları gibi alternatif yöntemlerin kullanımı artıyor. Uyku sorunlarının, insanların yaşam kalitesini önemli ölçüde etkilediğini ve farklı sağlık problemlerine yol açabileceğini biliyoruz.  Uyku ve Solunum hastalıkları ile ilgili çözümleri genişletmek üzere sağlık kurumları ile ortak çalışmaya devam ediyoruz” dedi.

Uyku apnesi hastaları COVID-19 sürecinde CPAP (Sürekli Pozitif Hava Yolu Basıncı) tedavisinde sorun yaşıyor

Araştırmaya göre; uyku apnesi, geçtiğimiz yıla oranla dünya çapında bir artış ile uyku kalitesini etkilemeye devam ediyor (2020: %9, 2021: %12). Sürekli Pozitif Hava Yolu Basıncı (CPAP) uyku apnesi için en yaygın kullanılan tedavi olurken, bu yılın anketi CPAP kullanan uyku apnesi hastalarının oranında bir düşme olduğunu (2020: %36, 2021: %18) ve CPAP tedavisi yazılıp bu tedaviyi hiç kullanmayan hastaların oranında bir artış olduğunu ortaya koyuyor (2020: %10, 2021: %16).

CPAP tedavisini mali zorluklar (%55), kaynaklara sınırlı erişim (%44) ya da COVID-19 ile ilgili farklı nedenlerden dolayı bıraktığını söyleyen katılımcıların %72’si, COVID-19’un CPAP tedavisinde engelleyici bir faktör olduğunu belirtiyor. Araştırmanın kaygı verici sonuçlarından biri de uyku apnesiyle yaşayan kişilerin %57’sine hiçbir zaman CPAP tedavisi yazılmamış olmasıdır.