Şikayet Sitelerinin Tüketici Tercihlerindeki Etkisi ve Ülkemizdeki Yasal Durumu
Avukat Seher ŞENER
Şikayet sitelerinin tüketici tercihlerinde etkisinin olduğu tartışmasız bir konudur. Kullanıcıların şikayetlerini doğrudan markalara iletebilmesi, mağduriyetlerin çözülmesi ve tüketici bilincinin artması açısından faydalı olabileceği bilinci ile uygulamaya girse de mevcut işleyişiyle Şikayet siteleri haksız rekabet ve marka hukuku açısından tartışmalı hale gelmiştir. Şikayet siteleri kurumsal üyelere üye olmayanlardan farklı olarak avantajlı haklar tanımaktadır. Oysa şikayet yazanlardan bir üyelik ücreti alınmamaktadır. Anonim kimlikle yazılar yayınlanabilmektedir. Tüketici dostu olarak lanse edilen sitelerde artık aynı sektörde bir dönem iş ilişkisine girmiş ancak benzer işi yapan bir firma başka bir firmayı da şikayet edebilmektedir. Kurumsal üye olmayan firmalar şikayeti yazanın kimlik bilgilerine ulaşamamakta, yazıya cevap verebilmesi için ise şikayet sitesine ihtarname göndermesi gerekmektedir. Haklı bile olsa aradan geçen sürede haksız dahi olsa şikayetler yayınlanmaktadır.
Şikayet siteleri yazıları kaldırmak için mahkemelerden müzekkere talep etmektedir. Yazı siteden kaldırılsa bile yazıda geçen kelimeleri google arama moturu öğrenmiş olup hala bu kelimeleri(kötü hizmet, mağduriyet, bozuk, dolandırıcı vs) markayla ilişkilendirmeye devam etmekde, dolayısla şikayetlerin artçı zararları devam etmektedir. Bu süreçle uğraşmak istemeyen markalar ise en sonunda boyun eğip yıllık 60bin TL yi bulan paralar verip kurumsal üye olmaktadırlar. Bu şekilde bakıldığında şikayet sitesinin temel gayesi, tüm markalar için google daki aramalarda ilk sıralarda çıkmak, yazılan şikayetlerin arama sonuçlarında markanın resmi sitesiyle alt alta çıkması, piyasadaki gücünü arttırarak şikayet yoluyla şirketleri üyeliğe zorlayıp doğrudan veya reklam yoluyla ticari gelir elde etmektir. Bu gelir markaları zan altında bırakarak devamlı surette tehdit ve şantaja açık hale getirirerek elde edilen kendi emeğine dayanmayan haksız bir gelirdir.

Yargıtayımız haksız rekabeti oluşturan eylemin kim tarafından hangi şekilde hangi yolla meydana getirilmiş olduğunun bu eylemin sübutu açısından bir önemi bulunmadığına karar vermiştir. Haksız şikayet = haksız rekabet eylemidir. Kötüleme eylemi ise yanlış, yanıltıcı ve gereksiz yere incitici olmalıdır. Sikayet siteleri ayrıca tescilli bir markadan izin almadan bu markanın logosunu kullanarak şikayet yazılması için ortam sağlamakta, bu konuda yönlendirici olmakta ve içerikle ilgili editoryal hizmet vererek bu iş modeliyle para kazanmaktadır. Bu yönüyle de marka hakkında tecavüzden bahsedilebilir. Anayasal şikayet hakkının kullanımı ancak yetkili makamlara başvurarak veya dava açarak mümkündür.
Şikayet siteleri anayasal bir hakkın kullanımının bir mercii değildir. Şikayet siteleri kurumsal üyeler için gelen şikayetleri yayınlamama veya değiştirerek yayınlayabilmektedir. Bu durumda hala bu sitelerin birer yer sağlayıcı olduğu iddia edilemez, içerik sağlayıcıdır. İş modelinin temelinde haksız rekabet olan markalara ve ekonomiye zararı olan bir firmanın kamu menfaatine uygun olduğu düşünülemez. Kurumsal üyeyle üye olmayanlar arasında yapılan ayrım ve ayrıcalıklar dikkate alındığında şikayet sitelerinin işleyişi bir dijital değnekçilik veya dijital fidyecilik haline gelmekte, bu şekilde algılanmaktadır. Teşebbüs kurma özgürlüğü, tüketicinin ifade özgürlüğü ve şikayet hakkının arkasına sığınarak markaları karalama veya kötüleme tehtidiyle bu sitelere ücret karşılığı cevap hakkını kullanmaları için aboneliğe zorlanmasının aracı olamaz.
Özel teşebbüslerin ekonomik aktivitelerini kamu menfaatine uygun olarak sınırlandırılması açısından bakıldığında , yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, şikayet sitelerinin iş modelinin bizahiti kendisinin haksız rekabet olarak nitelendirilerek YASAKLANMASIYLA fiilen yürütülen sıkıştırarak zorda bırakarak tahsilat yapılmasınason verilmesi amacı açısından orantılılık mümkündür.
Yazı siteden kalksa da Google’da izi kalıyor
Markalar hakkında yazılan karalama yazıları yayından kalksa dahi Google arama motorunda anahtar kelimelerin saklandığını, unutulmadığını ve her fırsatta yapılan aramalarda kullanıcılarının yani potansiyel müşterilerin karşılarına çıkmaya devam ettiği görülmektedir. Uyguladığı iş modelinin bu artçı zararlarını şikayet siteleri de çok iyi bilmekte ve takip etmektedirler. Zaten gelirini bu yolla elde etmektedirler. Google algoritmasına öğretilen bu olumsuz yazıları sildirmek google unutturmak aylar hatta yıllar almaktadır. Google arama motorunun tüm avantajlarını kullanan şikayet siteleri marka hakkında sisteme öğretilen bazı incitici anahtar kelimeleri sanki kendisi yayınlamamış, sisteme yükleyip öğreten kişi kendileri değilmiş gibi sorumlu arandığında üç maymunu oynadıkları görülmektedir. Ancak yukarıda da bahsedildiği üzere şikayet siteleri için gelir üreten ancak ekonomimiz açısından büyük zararlar doğuran ve dünyanın hiç bir yerinde mevcut olmayan bu iş modelinden ülkemizde binlerce marka zarar görmektedir. Özellikle küçük/orta ölçekli firmaların markaları hakkında haklı haksız anonim kullanıcılar tarafından yazılan tüm yazıları yayınlayarak, bu ihtilaflardan reklam gelirleri elde eden şikayet siteleri isimlerinin Google arama motorunda -halk tabiriyle-“rüsva eyleyenmesini istemeyen” markaları da boyun eğdirip kendilerine kurumsal üye yapıp firmalardan da ayrıca kazanç elde etmeye devam ettikleri görülmektedir. Bunun dışındaki hak arayışları yıllarca sürdüğünden bu zararla binlerce marka yok olmuş olmaya devam etmektedir. Bazı şikayet siteleri öylesine bir tekeldir ki kendileri hakkında hukuk siteleri ve ekşisözlük dışında hiç bir yayına müsaade etmeyecek güçle Google da iş birliği yapmışlardır.
Yüksek Yargımızın Görüş Değişikliği:
Yüksek Yargımız da bir sene öncesine kadar şikayet sitelerini “yer sağlayıcı” olarak görüp, ilgili şikayetlerin “anayasal bir hak olarak ifade özgürlüğü” kapsamında olduğunu ve yazanlar açısından “şikayet hakkının kullanılması” olarak görüyordu. Ancak son dönemde görüş değiştiren Yargımız bu sitelerin faaliyetlerinin haksız rekabet teşkil ettiğini sabit bulmuştur. Bu kararlar;
- 11 Hukuk Dairesinin 6-11-2023 tarihinde verilen 2022-2560 Esas 2023-6460 no.lu kararda “Bölge Adliye Mahkemesi ise “davalının “………..” internet sitesinde davacı şirkete yönelik şikayet ve eleştirilere karşı davacı şirkete savunma yapabilmesi için ücret karşılığı kurumsal üyelik teklif edilmesi ve kurumsal üye olan firmalara üye olmayan firmalardan avantajlı imkanlar sunulmasının 6102 sayılı Kanun’un 54 ve 55 inci maddeleri uyarınca haksız rekabet teşkil edeceği” kararı USUL VE KANUNA UYGUN bulunmuştur.
- 11 Hukuk Dairesinin 3-7-2024 tarihinde verilen 2023-2834 E. 2024-5484 no.lu kararda İlk Derece Mahkemesinin verdiği “kendisine ücret ödeyerek üye olan firmalara verilen öncelik hakkı ile şikayetin yayınlanmadan çözülmesi imkânını tanıması, buna karşılık üye olmayan şirketlerin ise ancak haklarındaki şikayetler internet sitesinde yayınlandıktan sonra bu imkâna sahip olmalarının haksız rekabet teşkil ettiği, üye şirketlere şikâyetleri yayınlanmadan çözme imkânı sağlanırken, üye olmayan şirketlere bu imkânın verilmediği, bu suretle davalı sitesine ücret ödeyerek üye olan şirketler yararına bir avantaj sağlandığı, davalının(…………………) bu şekildeki eyleminin, piyasadaki şirketleri davalı sitesine üye olmaya zorladığından, iyi niyetli ve ticari dürüstlüğe aykırı olduğu, davalının kendisine üye olan firmalara verdiği öncelik hakkını, davacı şirkete vermemesinin haksız rekabet teşkil ettiği,” kararı USUL VE KANUNA UYGUN bulunmuştur.
- 11 Hukuk Dairesinin 29-4-2024 tarihinde verilen 2022-7451 Esas 2024-3328 no.lu kararda İstinaf Mahkemesinin “davacıya yönelik şikayet ve eleştirilere karşı davacının etkili bir savunma yapabilmek için ücret karşılığı kurumsal üyeliğe zorlanması ve kurumsal üye olan firmalara üye olmayan firmalardan avantajlı imkanlar sunulmasının 6102 sayılı TTK’nın 54. ve 55. maddeleri kapsamında haksız rekabete neden olacağı, haksız rekabet sebebine dayalı olarak davacı vekilinin istemlerinin kabulünün gerektiği, her ne kadar davalı vekilince, müvekkilinin firmaları üyeliğe zorlamadığı ve ücretsiz cevap hakkının tanındığı bildirilmişse de, mahkemece aldırılan bilirkişi raporunun tespitlerinin bulunduğu, üye olmayan işletmeler hakkındaki şikayetlerin doğrudan yayımlanması suretiyle, müşteriler nezdinde hemen o anda olumsuz kanaatin oluşmasına neden olunduğu halde, üye iş yerleri için şikayete cevap verme zamanı konusunda bir eşitsizliğin yaratıldığı, böylelikle üye olmayan iş yerleri aleyhine daha başlangıçta, sonradan tersine çevirebilmenin çok zor olacağı olumsuz bir kanaat oluştuğu, sonradan telafisi imkansız ve haksız bir menfaat sağlayan ve rakipler arasındaki ilişkileri etkileyen, aldatıcı veya dürüstlük kuralına aykırı bir uygulama olduğunun açık bulunduğu, bu durumun da TTK’nın 54 üncü maddesi uyarınca “Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar” anlamında haksız rekabet teşkil edeceği,davalı eyleminin haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, haksız rekabetin önlenmesine, ………….adlı internet sitesinde davacıya ait “…” ait markanın kullanımının durdurulmasına, davacı tarafın manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle beraber davalıdan tahsiliyle davacıya ödenmesine,” kararı USUL VE KANUNA UYGUN bulunmuştur.
Özetle tekel konumundaki şikayet sitelerinin markalara karşı bir dijital zorbalık bir linç politikası uygulamalarının önüne kısmen olsa da geçilmiştir. Ancak tüketicilerin ürün ve hizmet alım tercihleri öncesinde yaptıkları araştırmalar sırasında doğru bilgiye ulaşabilmeleri için kat edecek daha çok yol bulunmaktadır.
Saygılarımla,
Avukat Seher ŞENER
avseherbingul@gmail.com










FABRİKANIZDA BİRE BİR (1-1) YÖNETİCİ
20 Ocak 2025 tarihinde ikinci kez ABD Başkanlığı görevine getirilen Trump’ın özellikle dış ticaret alanında aldığı kararlar tüm dünyada etki yaratmaya devam ediyor. Trump ticaret açığını azaltmak ve üretimi ülkeye geri getirmek amacıyla ABD’nin ticaret ortaklarına peş peşe yeni tarifeler getirme kararları alıyor.
Ön Not: Bu yazının içeriğini daha iyi anlayabilmeniz adına bir önceki yazımı okumanızı tavsiye ediyorum. Bir önceki köşe yazımız için; 



Cennet meyvesi olarak nitelendirilen, Türkiye’nin ihracatta prestij ürünlerinden kuru incir 2024/25 sezonunda dolar bazında yüzde 37 değerlendi ve kuru incirin ortalama ihraç fiyatı 6 bin doları aştı.
Kuru incirde aflatoksin ve okratoksin bulaşıklığını önlemek için Tarım ve Orman Bakanlığımız kontrolünde uzun yıllardır üreticilere binlerce kurutma kereveti, ilek filesi, hasat filesi ve tuzaklar yaptırarak, Tarım ve Orman Bakanlığı koordinasyonunda üreticilerimize ücretsiz olarak dağıttıkları bilgisini veren Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Mehmet Ali Işık, çok yoğun kontroller sonucunda ihraç edilen kuru incir partilerimiz çeşitli nedenlerle ülkemize geri geldiklerinde de İhracattan Geri Dönen Ürünler Türk Gıda Kodeksi (TGK) Mevzuatına uygunsa ülkemize girdiğini, ihracattan geri gelen kuru incirlerin ülkemize girişte Türkiye’nin ithalat prosedürüne tabi tutulduğunu, Tarım ve Orman Bakanlığı kontrolünde antrepoya alındığını, numune alınıp analiz edilerek sonucu uygun olan partilerin yurda girişine izin verildiğini, limitlerin üstünde çıkan partilerde memur eşliğinde elleçleme yapıldığını sonrasında uygunsa yurda girişine izin verildiğini, uygun olmayan partilerin imha edildiğini ifade etti.

Hollanda merkezli NN Grup bünyesinde Türkiye’de bireysel emeklilik, sağlık ve hayat sigortası alanlarında faaliyet gösteren NN Hayat ve Emeklilik A.Ş.’nin Zurich Sigorta Grubu Türkiye’ye satışıyla ilgili süreç, Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) ve Rekabet Kurulu onaylarının alınması ve hisse devrinin yapılması ile tamamlandı.
Zurich Yaşam ve Emeklilik Genel Müdürü Atilla Benli, NN Hayat ve Emeklilik’in satın alınmasının ardından bireysel emeklilik ve hayat sigortası alanındaki hedeflerini şöyle özetledi: “Bireysel emeklilikte, devlet kurumları ve SEDDK tarafından iyi kurgulanmış bir yapı mevcut. Biz de sigorta sektörünün ihtiyaçlarına odaklanarak, hayat sigortalarının yaygınlaştırılmasını ve tasarruf açığının giderilmesini önceliklendiriyoruz. BES ile bütünleşik hayat sigortası ürünleri ve yatırım fonlu hayat sigortalarını stratejik alanlar olarak görüyoruz. Katılımcı deneyimini iyileştirme, etkin fon yönetimi ve dijital odaklı hizmetlerle daha hızlı, kolay ve erişilebilir çözümler sunmayı hedefliyoruz. NN Hayat ve Emeklilik’in müşteri portföyü, dağıtım kanalları ve deneyimli ekibi, Zurich Türkiye için büyük bir kazanım oldu. Bu birleşim, daha zengin çözümler ve sektörde fark yaratan hizmetler sunmamıza olanak sağlayacak.”

Bir iş görüşmesine girdiğinizi düşünün. CV’niz güçlü, tecrübeniz tam da aranan niteliklere uygun. Mülakat iyi geçiyor, ta ki İK yetkilisi masanın diğer tarafında hafifçe eğilip size sorana kadar: “Evlenmeyi düşünüyor musunuz?” Ya da daha dolaylı bir şekilde, “Ailevi sorumluluklarınız nedeniyle yoğun tempoda çalışmakta zorlanır mısınız?” İşte o an, liyakat odaklı bir değerlendirmeden çıkıp, etik sınırları bulanık bir değerlendirme sürecine dahil olduğunuzu anlarsınız.




İtirazen Şikayet Konusu; Başvuru sahibinin dilekçesinde özetle; İdari Şartname’nin “Fiyat farkı” başlıklı 46’ncı ve “Diğer hususlar” başlıklı 48’inci maddelerinden çalıştırılacak personellerin haftalık çalışma saatlerinin tamamını idarede geçirmek zorunda olduğunun anlaşıldığı, Teknik Şartname’nin 6.1.22’nci, 6.2.20’nci ve 6.3.18’inci maddelerinde de ihalenin 1’inci kısmına ilişkin çalıştırılacak personel sayısına yer verildiğinin anlaşıldığı, Kamu İhale Genel Tebliği’nin 78.3’üncü maddesinde ise ihale dokümanında haftalık çalışma saatlerinin tamamını idarede geçirecek personel sayısının belirtilmesi halinde teklif fiyata dahil giderler arasında işçilik giderine yer verilmesinin ve her bir işçilik maliyeti için birim fiyat teklif cetvelinde ayrı satır açılmasının zorunlu olduğu yönünde açıklamaların bulunduğu, ancak birim fiyat teklif cetvelinde personellere ilişkin ayrı satır açılmadığı, bu nedenle ihalenin 1’inci kısmının iptal edilmesi gerektiği iddialarına yer verilmiştir
