TAYSAD YK. Başkan Yard. Berke Ercan: “Elektrifikasyon süreci artık evlerimizin içinde”

TAYSAD, “Elektrikli Araçlar Günü” Etkinlik Serisinin Dördüncüsünü TOSB’da Gerçekleştirdi!


Türkiye otomotiv tedarik sanayinin çatı kuruluşu Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği (TAYSAD), elektrifikasyon alanındaki dönüşümün etkilerinin paylaşılması adına gerçekleştirdiği “TAYSAD Elektrikli Araçlar Günü” etkinliğinin dördüncüsünü TOSB’da (Otomotiv Tedarik Sanayi İhtisas Organize Sanayi Bölgesi) düzenledi. Otomotiv dünyasını saran elektrifikasyon sürecinin getirdiği risk ve fırsatların ele alındığı etkinlikte; tedarik endüstrisindeki tüm paydaşların bu dönüşümü çok iyi analiz etmesi gerektiğine dikkat çekildi. Etkinliğin açılış konuşmasını yapan TAYSAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Berke Ercan, “Elektrifikasyon için ‘önümüzdeki süreç’ demek geçersiz. Elektrifikasyon süreci artık evlerimizin içinde” dedi. Arsan Danışmanlık kurucu ortağı Yalçın Arsan da elektrikli araçlarla gelişen şarj ekonomisine değinerek, “Şarj operasyonun ağırlıklı olarak evde, işyerlerinde gerçekleştiğinin farkına varırsak, bu oyunun paydaşlarının kimler olduğunu görürsek, bambaşka imkanlar ve fırsatlarla dolu bir resimle karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz” diye konuştu.

Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği (TAYSAD) tarafından ilki Kocaeli, ikincisi Manisa, üçüncüsü de Bursa’da düzenlenen “Elektrikli Araçlar Günü” etkinliğinin dördüncüsü Kocaeli’de gerçekleştirildi. TOSB’un (Otomotiv Tedarik Sanayi İhtisas Organize Sanayi Bölgesi) ev sahipliğinde yapılan ve alanında uzman çok sayıda ismin yer aldığı etkinlikte; otomotiv sektöründeki dönüşümün tedarik sanayisini çevreleyen başlıkları paylaşıldı. Elektrifikasyon sürecinin getirdiği risk ve fırsatlara odaklanan etkinlikte; tedarik endüstrisini çevreleyen dönüşümün önemi mercek altına alındı. Ayrıca serinin son etkinliğinde katılımcılar, A2MAC1 tarafından getirilen 300’e yakın elektrikli araç batarya alt komponentleri araç parçasını sergi alanında inceleme fırsatı buldu.

“Üyelerimizi bu sürece dahil etmeye çalışıyoruz”

Vestel ve Doğan Trend’in sponsorluğunda düzenlenen etkinliğin açılış konuşmasını yapan TAYSAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Berke Ercan, elektrifikasyon sürecinin Türk otomotiv sanayisinin gündeminde en üst sıralarda yer aldığını vurguladı. TAYSAD’ın hayata geçirdiği çalışmalar ve yürüttüğü projelerle tüm üyelerini elektrifikasyon sürecine teşvik etmeye çalıştığını vurgulayan Ercan, “Bu konuda farkındalık yaratmayı, teknik altyapı ve teknik bilgi sağlamayı amaçlıyoruz. Aynı zamanda üyelerimizi bu sürece dahil etmeye çalışıyoruz. Bunun için de TAYSAD’ın çalışma grupları var. Ar-Ge çalışma gruplarımız, yeniden yapılandırdığımız Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) ve Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) ile ortak platformumuz olan Otomotiv Teknoloji Platformu var. Çalışma gruplarımızla bu sürecin teknik altyapısını beslemeye gayret ediyoruz. Üyelerimizi de bu çalışma gruplarına katılmaya davet ediyoruz” diye konuştu.

“Elektrifikasyon için ‘önümüzdeki süreç’ demek geçersiz. Elektrifikasyon süreci artık evlerimizin içinde” ifadelerini kullanan Ercan, TAYSAD üyelerine seslenerek; “İçinde bulunduğumuz sürece yakın durmak adına bu çalışma ve faaliyetlere katılmanızın hem firmalarınız hem sektörümüz hem de ülkemiz adına büyük yararı bulunuyor” dedi.

“Elektrikli araçların yüzde 80’i evde ya da iş yerinde şarj ediliyor”

Arsan Danışmanlık kurucu ortağı Yalçın Arsan da “Şarjın Ekonomisi” başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi. “Şarj ekonomisi bizim açımızdan yeni gelişmekte olan ve dolayısıyla anlamlandırması kolay olmayan bir dünya” açıklamasını yapan Arsan, konunun ayrıntılarıyla ele alınması gerektiğini söyledi. Dünya genelinde yapılan araştırmalara göre elektrikli araçların ağırlıklı olarak ev ve iş yerlerinde şarj edildiğini anlatan Arsan, “Bu konuda Türkiye’de yapılan bir çalışma yok ama bence ülkemizde elektrikli araçların yüzde 80’i evde ya da iş yerinde şarj ediliyor” dedi. Elektrikli araçlar konusunda sektörün üretim, Ar-Ge, planlama çalışmalarıyla birlikte devletin ciddi regülasyonları bazında genişleyen bir ekonominin oluştuğunu aktaran Arsan, “Bir üretici olarak, evde şarjın kritik öneme sahip olduğunu anlarsak, önümüze yepyeni bir perspektif açılabilir, Ar-Ge ve üretim yetkinliklerimizi kullanabileceğimiz yeni alanlar bulabiliriz” ifadelerini kullandı.

Evleri aydınlatan, fabrikaları çalıştıran elektrikli araçlar…

Dünya genelindeki 7-8 milyon adetlik elektrikli araç sayısının beş yıl sonra 50-60 milyon adetlere ulaşabileceğini, bu durumun evde ya da işyerinde şarjın stratejik önemini desteklediğini söyleyen Arsan, “Enerji ihtiyacının zirve yaptığı 20:00-22:30 saatleri arasında aracımızı şarj etmek yerine bu enerjiyi şebekeye geri verebilsek ne olur? Elektrikli araçların birer mikro seviyede enerji santrallerine dönüşebileceğine yönelik senaryolar konuşuluyor. Eğer şebekeniz müsaitse ve otomobiliniz şarja bağlıysa, akşam saatlerinde arabanızdan gelen enerji kullanılarak evinizin ışıkları yanacak. Dolayısıyla belki de elektrikli araçlarımızın depoladığı enerjiyi kendi ihtiyacımız için kullanma potansiyelimiz var. Aynı durum sanayi üretiminin zirve yaptığı saatler için de geçerli. Konuya bu perspektiften bakarsak, şarj operasyonun ağırlıklı olarak evde, işyerlerinde gerçekleştiğinin farkına varırsak, bu oyunun paydaşlarının kimler olduğunu görürsek, bambaşka imkanlar ve fırsatlarla dolu bir resimle karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz. Öyle bir dönüşüm içerisindeyiz ki ancak bunun ölçeğini, içeriğini ve kapsamını doğru anlarsak gereken adımları atabiliriz” dedi.

Global elektrikli araçlar pazarında teknoloji trendleri

Katılımcılar, A2MAC1 tarafından getirilen 300’e yakın elektrikli araç batarya alt komponentleri araç parçasını sergi alanında inceleme fırsatı buldu. A2MAC1 şirketinin mühendisi ve Türkiye temsilci Halil Özdemir ise “Yeni üretilen elektrikli araçların ilk müşterilerinden biriyiz. Bu araçları ve komponentlerini tüm boyutlarıyla, teknoloji, maliyet, performans, yenilenebilirlik açısından şeffaf ve tekrar edilebilen yöntemler ile inceliyor ve geleceği deşifre etmeye çalışıyoruz” dedi. Ayrıca “TAYSAD Elektrikli Araçlar Günü” kapsamında katılımcılar, A2MAC1, Altınay Mobilite, Suzuki, MG, Musoshi, Otokar, Öztorun Oto-BMW ve Vestel’in elektrikli ürün ve araçlarını inceleyip, deneyimleme ve test sürüşü yapma fırsatı buldu.

Çağdaş Büyücülük; Yazılım

ÇAĞDAŞ BÜYÜCÜLÜK; YAZILIM

Zafer URFALIOĞLU

Büyü!

Eğer ki, insanlar tarafından yapılan ve doğaüstü, paranormal veya mistik yöntemlerle doğal dünyayı etkileyebildiği öne sürülen uygulamalar ve bunların çevresinde oluşturulan kültürel bir sistem demek oluyorsa.

Ve Büyüler insanlar tarafından yine insanları zengin, sağlıklı veya başarılı kılmak adına birisine yardım etmek veya birisini cezalandırmak gibi amaçlarla icra ediliyorsa.

Ve dahi, büyü ile uğraşan kişilere de Büyücü deniyorsa.

Bu devirde Yazılımcılara, Büyücü demek bence normal.

Ayrıca Orta Çağda tam olarak ne yaptıkları anlaşılamamış olan Din adamı, Mezarcı, Şifacı, Demirci -diğer üçü hadi bir derece de Demirci nasıl Büyücü kabul ediliyor anlamadım- gibi bazı meslek sahiplerinin büyücülükle uğraştığı düşünülürmüş.[1]

2000 ve sonrası doğumlu (Digital Natives) Z kuşakları canım siz az biraz şöyle bir ayrı durun, karton bardakta kahve kokulu sıcak sularınızı yudumlayın.

Benim lafım;

1925-46 arası doğan “Gelenekseller”e,

1946-63 arası doğan “Baby Boomers”lara,

1963-81 arası doğan X’lere ve

70’lerin sonları ve 21.yüzyılın ilk yıllarında doğan Y’lere yani Millenials’lara.[2]

Dostlar farkında mısınız, neler olup bittiğinin?

Bizlerin bilgisayarsız, cep telefonsuz -Ne cebi? Sabit telefon bile yoktu- geçen yıllarımız oldu. -Hayır baktım da ben de X oluyor muşum-

Hey gidi hey!

Vay be!

Ne günlerdi be!

Ne çektik be!

Her gün bir yerden göçmek ne iyi.

Her gün bir yere konmak ne güzel.

Bulanmadan, donmadan akmak, ne hoş!

Dünle beraber gitti cancağızım,

Ne kadar söz varsa düne ait.

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım…

Mevlâna Celaleddin Rumi [3]

O zaman hazır mısınız?

İşte size Zamane Büyücüleri olan Yazılımcıların çalışmalarıyla -ki çoğu zaman sessiz sakince bir köşede oturarak yapıyorlar- şekillenecek, yakın geleceğimiz! [4]

  1. Kuantum Bilgisayarlar: Geçtiğimiz aylarda Google mevcut en hızlı süper bilgisayarların 10 bin yılda yapacağı işlemleri 200 saniyede bitiren ve kuantum üstünlüğüne sahip bilgisayar yaptıklarını duyurmuştu. Kuantum bilgisayarların hayatımıza girmesi pek çok sektörü derinden etkileyecek. Örneğin bir deney yapmaktansa ilacın kendisini bu cihazlar ile tasarlayabileceğiz ve bunun araştırmalara çok büyük bir etkisi olacak.
  2. Sürücüsüz Otomobiller hayatlarımızın değişmez bir parçası olacak.
  3. Elektrikli Scooter ve Bisikletler: Pek çok kişi otomobil satın almaktansa tercihini elektrikli scooter ve bisikletlerden yana kullanacak.
  4. Sağlık: 2040 yılına geldiğimizde sağlık hizmetlerine yaklaşımımız reaktif olmaktan önleyici olana doğru kaymış olacak. Giyilebilir sensörler ile anlık olarak vücudumuz gözlemlenecek ve kimi durumlarda bir hastalık daha ortaya çıkmadan saptanıp ona karşı önlem alınacak.
  1. Kızıl Gezegen (Mars): Ay’dan sonra insanoğlunun yeni hedefi Mars. Mars için pek çok uzay ajansı ve özel uzay şirketi projeler geliştiriyor. Önümüzdeki 20 yıl içinde ilk insanın Kızıl Gezegen’e ayak basmasına kesin gözüyle bakılıyor.
  2. Yenilenebilir Enerji: Enerji üretiminde konvansiyonel yöntemleri terk etmeye yavaş da olsa başladık. Uzmanlar önümüzdeki 20 yıl içinde yenilenebilir enerjinin payının ciddi oranda artacağı görüşünde.
  3. İnsan Ömrü: Teknoloji ve sağlık alanındaki gelişmeler sonucu insanoğlunun 150 yıl yaşaması oldukça sıradan bir olay haline gelecek.
  4. Sinema: Yapay Zekâ son zamanlarda adını sıkça duymaya alıştığımız bir konu. Yapay zekâ pek çok şeyi değiştirecek. Onlardan bir tanesi de sinema. Fütüristler 20 yıl içinde yapay zekâ tarafından yazılan bir senaryonun Oscar kazanabileceği iddiasında.
  5. Robot Çiftçiler: Artan dünya nüfusu tarım alanında daha verimli yöntemler bulmamızı gerektiriyor. Bu soruna çözüm olarak ise nesnelerin interneti (IoT) gösteriliyor. Uzmanlar gelecekte IoT ve robotların daha verimli tarım faaliyetlerinde aktif rol oynayacağını belirtiyor.
  6. Hukuk: Endüstriler arasındaki sınırların eridiği bir pazarı regüle etmek için kanun koyucular bir örgütün faaliyetlerine ve elde ettikleri sonuçlara odaklanan kanunlar geliştirecek.
  7. Eğitim: Gelecekte günümüzün eğitim sisteminin de değişmesine kesin gözüyle bakılıyor. Uzmanlar, belirli bir dönem boyunca eğitim kurumlarında eğitim almanın yerini ömür boyu eğitim modelinin alacağı görüşünde.
  8. Avatarlar: Önümüzdeki 20 yılda avatar robotların oldukça popüler olacağı, insan bilincinin dijital ortama aktarılmasının mümkün olacağı düşünülüyor.
  9. Finans: Bitcoin bir dönem 20 bin dolar bandını test etmesiyle adından sıkça söz ettirmişti. Bitcoin bugün hala istenilen sıçramayı yapamasa da gelecekte ulus devletlerin para birimlerinin zayıflayacağı ve dijital para birimlerinin değerinin artacağı belirtiliyor.
  10. Blockchain: Bitcoin ile hayatımıza giren Blockchain dijitalleşen dünyada sıkça duymaya başladığımız bir terim. Blockchain temel olarak bilginin tek bir yerden kontrol edilmemesi amacıyla yaratıldı. Bunu Bilgisayarlardan oluşan bir ağa binlerce kez kopyalanarak dağıtılan bir hesap tablosu olarak da düşünebilirsiniz. Bu sayede sistem hataları dağıtarak riski minimuma indiriyor. Uzmanlar önümüzdeki 20 yıl içinde Blockchain’in hayatımızın her alanına dokunacağı görüşünde.
  11. Toplumsal Yaşam: Gelişen teknoloji hayatımızı oldukça radikal bir şekilde değiştirecek. Ancak bu teknolojiye maddi imkanlar yüzünden sahip olamayanlar da olacak. Toplum teknolojiye sahip olabilen ve olamayanlar olarak ikiye ayrılacak.
  12. Çalışma Hayatı: Fütüristlerin öne sürdüğü bir başka şey ise teknolojik gelişmeler nedeni ile mesai saati kavramının ortadan kalkacağı. Akıllı cihazlarımız ile insanlara ve işimize hiç olmadığı kadar yakın olacağız ve 9-18.00 gibi mesai kavramı hayatımızdan çıkacak. Bunun yerine az az gün boyu çalışacağız.
  13. Ekonomi: 20 yıl içinde ekonomi modelinin de değişmesi bekleniyor. Yeni modelde bir ürünün değeri geri dönüştürülüp yeniden kullanılmadan önce ortaya çıkmış olacak.
  14. Otomasyonun hayatımıza girmesi pek çok sektörde işsizliğe neden olacak. Bu durumla mücadele için evrensel temel gelir sistemi pek çok ülke tarafından hayata geçirilecek.
  15. Süper İnsan: Genetik mühendislik, teknoloji alanındaki gelişmeler “Süper İnsanın” doğumuna neden olacak. Daha doğmadan insanlar üzerinde modifiyeler yapabileceğiz ve yeni nesillerin genetik noksanlıklarını ortadan kaldırabileceğiz.
  16. İklimlendirme: Küresel Isınma ve iklim değişikliği sıkça tartıştığımız konuların başında geliyor. Uzmanlar iklim değişikliklerinin daha radikal sonuçlara neden olması sonucu daha sıkı regülasyonların hayatımıza girmesine kesin gözüyle bakıyor.
  17. Bankacılık: Günümüzde para transferi büyük çoğunluk ile dijital sistemler üzerinden gerçekleştiriliyor. Bu transferler yapılırken ülkeler arası sınırlar da geride bıraktığımız 20 yıl neredeyse ortadan kalkmış durumda. Uzmanlar gelecekte bu sınırların tamamen kalkacağı görüşünde. Bunun ise küresel bir ödeme sistemi ile hayata geçeceği belirtiliyor.

Açık söylemek gerekirse, bu yazıyı kaleme alırken yaptığım taramalarda daha binlerce farklı teknolojik etki, tasarım, proje, taslak, deneme ve örnek çalışma gördüm ve okudum.

Bu değişimi görebiliyoruz, kullanabiliyoruz, bizzat yaşıyoruz, alıyoruz-satıyoruz ama arka planında çalışan yazılımların nasıl olduğunu bilmiyoruz.

Şahsım adına X Kuşağından Birey olarak bir kısmını anladım bir kısmını anlıyormuş gibi baktım. Ofisteki gençlere bile sordum, anlamaya çalıştım.

Sevgili Z’ler şimdi lafım sizlere; içtiğiniz kahve kokulu sıcak sular bittiyse, sizi piste alalım.

Anladım ki meydan sizin.

Bize hayırlı işler,

Saygılarımla.

[1] https://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%BCy%C3%BC

[2] https://gazetesu.sabanciuniv.edu/y_kusagi_nedir

[3] https://www.antoloji.com/yeni-seyler-3-siiri/

[4] https://www.ntv.com.tr/galeri/teknoloji/iste-20-yil-icinde-hayatimiza-girecek-20-sey,TWq5aK3m1UyuAeNeriftJA/tFLvdTHhKEa6tGu2VI5qeQ

Şefte Aranan Özellikler ‘’ Ustaya Saygı ‘’

Şefte Aranan Özellikler ‘’ Ustaya Saygı ‘’
Ali Rıza DÖLKELEŞ

​Daha dün gibi hatırlıyorum 1987 yılında Kuşadası’nın ilk beş yıldızlı otelinin açılışı. Şefinden komisini büyük bir heyecan, büyük bir uyum ve tatlı bir koşuşturma.

O yıllarda sahil şeridinde beş yıldızlı oteller yok denecek kadar azdı. Hal böyle olunca da beş yıldızlı otelin kadrosunda olmak, özellikle de mutfak kadrosunda olmak benim için bir ilki başarmanın heyecanını ve haklı gururunu yaşatıyordu.

​Alışılmışın dışında farklı başarılara imza atmak, ilkleri başarmak bende ta o zamanlardan gelen bir yaşam felsefesi olarak ortaya çıkan bir özelliğimdir diye düşünüyorum.

O yıllarda ‘’bir mutfak şefi nasıl olmalıdır? diye soracak olup ‘’Kriterlerine bakıp ve özetlersek;

  • Temiz ve Disiplinli olması
  • Damak tadı ve görsel zevkin olması ( Büfelerin düzeni açısından )
  • Kadro kurabilecek kapasitesi olması

O günün şartlarında bu özellikler yeterli olabiliyordu belki. Üç – beş yıl öncesine kadar bir takım kavramlar pek bir anlam ifade etmiyordu. Cost, Haccp, ISO gibi terimler bilinmiyordu.

‘’Şapkamızı Önümüze Koyalım’’

Her işte olduğu gibi günümüz otel mutfaklarında da kullanılan ocağından, dolabına, meydana getirilen yemeklerin çeşitliliğine kadar büyük değişiklikler olmuştur ve daha da olacaktır.

Çok yıldızlı tesislerin artması ile birlikte ki sadece Antalya bölgesine baktığımızda 400 ün üzerinde beş yıldızlı otel ve bir okadar da motel pansiyon, dört yıldız vb. var. Daha da açılacak tesislerde hali hazırdadır.

Bu kadar tesis olunca tabi ki bu tesislerin mutfaklarına da mutfak şefleri gerekecektir.

Peki o heyecan var mı arkadaşlarımızda; bu tartışılır. Şu an günümüz teknolojisi ile yapılan mutfaklarımız her şey dijital akıllı fırınlar akıllı ocaklar klima ortamında mutfaklar vb. Üretim için yenilik için her şey var.

Peki, biz ne yapıyoruz; bu güzellikleri paylaşımcı mıyız?

Türk Mutfağımızın Tanıtımı yeniliği için bu canım mutfaklarımızda yeterince birlik beraberlik içerisinde olabiliyor muyuz?

Bu soruların cevabını araştırmak gerekir. Geldiğimiz şu noktada bireysel güçlerin tek başına bir anlamı olmayacağı kesindir.

‘’Bugün Neredeyiz’’

Günümüz modern Türkiye’sinde şeflere çok daha fazla görevler düşmektedir.

Her şey dâhil sistem ile birlikte mutfağa düşen iş daha da artmış ve de önem kazanmıştır. Değişikliklere ayak uydurmak kaçınılmaz olmuştur. ’’ Benim mutfağıma kimse giremez ‘’ devri artık çoktan ortadan kalkmıştır.

Mutfak artık ‘’şeffaflaşmıştır’’ Hemen hemen her şey misafirin gözü önünde yapılmaya başlanmıştır.

Günümüz mutfaklarında Haccp danışmanları, Gıda Teknikerleri, Diyetisyenler ile ortak çalışmalar yapılmaktadır.​

Durum böyle olunca günümüzde tek başına yapılan başarıların kendi ekseni etrafında döneceği bu kısır döngüden öte gitmeyeceği açıktır. Ama aklımızdan hiç çıkartmayacağımız bir şey var ki o da Türk mutfağımız adına mesleğimize sanatımıza saygımız.

Paylaşımcı, öğretici ve bir sonraki gençlere saygı sevgi çemberinde güzel ürünler bırakmamız gerektiğine inanıyorum. Bu da hep birlikte yapabileceğimiz bir oluşum.

Yıldızlı tesisler çoğalıyor şeflikte o kadar zorlaşıyor. Şu an geldiğimiz konumda istenen kriterlerden bir kaçı ise şöyle.

  • Haccp kurallarında çalışacak
  • En az lise mezunu olacak
  • Yabancı dil bilecek
  • Gündemi takip edecek daima yenilikçi olacak
  • Maliyet hesaplarını iyi bilecek.
  • Bilgisayar ve programları, internet vb. günümüz yeniliklerini ve teknolojiyi iyi kullanacak.
  • Günümüz tekniğini iyi kullanarak işçilik ve Enerji giderlerini en aza indirebilecek.

​Bu özelliklere daha pek çoğunu eklemek mümkün. Bu özelliklerde mutfak şefleri mevcut mu, diye soracak olursak, onu da sizin yorumlarınıza bırakıyorum..

​İşinde son derece iyi, bilgili çok kıymetli meslektaşlarımızla olmak son derece mutluluk vericidir. Yarınlarda daha iyi olmak ve Türk Mutfağımızı daha tanınmış, modern mutfak haline getirmek için hep beraber çaba göstermeliyiz, şefinden komisine var gücümüz ile koşmalıyız.

​Şeflik ayrı bir meziyettir. İyi bir mutfak şefi kafasındaki ve ruhundaki bütün güzellikleri tabağa en iyi şekilde yansıtabilendir.

Sevgi ve Saygılarım ile ..

Haftaya Görüşmek Üzere Sağlıcakla Kalın…..

‘’Cümleler Doğrudur

Sen Doğru İsen,

Doğruluk Bulunmaz Sen Eğri İsen.’’

Ali Rıza Dölkeleş

Mutfak Yöneticisi

İK İlan: Sözleşme Sorumlusu – (Banka)

– İNSAN KAYNAKLARI –
İŞ İLANLARINIZI ÜCRETSİZ YAYINLIYORUZ. 

E-posta ile dergi@satinalmadergisi.com adresine ilanlarınızı gönderebilirsiniz. 

– SÖZLEŞME SORUMLUSU –

Banka Satınalma biriminde sözleşmelerin oluşturulması ve takibinden sorumlu olacak, ilgili pozisyonda 4-5 yıl tecrübeye sahip, lisans mezunu “Sözleşme Sorumlusu” arayışımız bulunmaktadır.

Lokasyon: İstanbul

CV Gönderimi için dergi@satinalmadergisi.com

 

 

 

KOBİ Bankacılığında Saha Satış Zorlukları: “Siz Her Gün Gelecek misiniz?

Kurumsal Pazarda İnteraktif Satış Eğitimi
Kurumsal Pazarda İnteraktif Satış Eğitimi. Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

KURUMSAL PAZARDA SATIŞ – EĞİTİM YAZI DİZİSİ

SATIŞ EĞİTİMLERİ

Eğitim teklifi almak için: egitim@satinalmadergisi.com 

KOBİ Bankacılığında Saha Satış Zorlukları: “Siz Her Gün Gelecek misiniz?

Prof. Dr. Murat ERDAL – İstanbul Üniversitesi

Sektörün lider bir bankasının kurumsal pazarda satış eğitimini (ST) tamamladık. Her şeyden önce harika bir eğitim oldu. Kurumsal pazar yapısından başlayarak KOBİ karar alma merkezlerini aşama aşama inceledik. Uzun yıllardır şirketlerle birlikte çalışmanın avantajı ile örnek olaylar (vaka) çözdük. Olabildiğince sahadan, somut elle tutulur örnekler üzerinde durduk.  Güler yüzlü bir eğitimi geride bıraktık. Karşılıklı öğrendik. Bugünkü yazımda bu eğitimde öne çıkan konuları ele alacağım.

Geleceğin güçlü kadrolarını oluşturmak için bankalarımız önemli yatırımlar yapıyor. İnsan kaynağı tarafında hayli seçici davranıyorlar. Yeni ve zorlu koşullara uyum sağlama yeteneği yüksek bir profil hemen göze çarpıyor. Mesleki gelişimine önem veren, meydan okumayı seven insanlar. Donanımlı insan kaynağına yapılan yatırımların ilerleyen dönemde geri dönüşü hayli stratejik olacak. Çok sayıda bankanın yer aldığı rekabet yapısı içerisinde KOBİ Bankacılık hizmetlerinin kaldıraç etkisi meydana getireceğini düşünüyorum.

Şubeler ve coğrafi bölge analizi

Her şubenin sorumlu olduğu bir coğrafi bölge ve o bölgede yer alan ticari kurum bulunmakta. Bazı bölgelerde müşteri potansiyeli örneğin Eminönü – Fatih gibi hayli fazla iken Anadolu’da bir şube çevresinde sınırlı düzeyde kalabilmektedir.

Kurumsal Pazarın 4 K’sı

Başarı için ön hazırlık, kurumsal hafızanın kontrolü, istihbarat toplama ve iyi bir görüşme planlaması şarttır. Randevu alınan şirketin faaliyet alanı, tarihçesi ve kişileri tanıma fırsatı elde ettiğinizde rahat edersiniz. Böylelikle görüşme içeriği akıcı bir dille pozitif ilerlemiş olur.

Kurumsal Pazarın 4 K’sı;

  • Kurumu, işletmeyi ve faaliyet alanını tanı
  • Karar alma sürecini tanı
  • Kültürü öğren
  • Kadroyu (kurucu ve kişileri) tanı

Büyük işletmelerin bünyesinde yer alan çok sayıda profesyonel kadroyu küçük işletmelerde pek göremeyiz. KOBİ’lerde az sayıda profesyonel ve çoğunlukla yarı profesyonel kadrolar göze çarpmaktadır. Aile işletmesi özünde patron yapısı hakim bir pazardır. Pazarda galerici, yedek parçacı, tekstil perakendecisi gibi farklı yapıda binlerce işletme bulunmaktadır.

Sahada Misafirperver Olmayan Tutumlar

Her bir şirketin faaliyetlerine uygun bir iş rutini vardır. Randevu almanız size fazla bir ayrıcalık getirmez. Özel bir görüşme saatinin olduğunu, o zaman aralığında araya başka işlerin girmeyeceğini düşünmeyin. Karşı tarafta alınan randevu gün ve saati unutulabilir. Çoğunlukla işler devam ederken hizmet bilgilendirmesi yaparsınız. Misafirperver pozitif tutum kadar negatif tutum ve karakterlere de sıklıkla rastlarsınız.

Misafirperver olmayan tutumlara örnekler

  • Siz her gün gelecek misiniz?
  • Odada ben yokmuşum gibi davranıyor. Karşımda telefonda yarım saat konuşan bir kişiyle nasıl iletişim kuracağım?
  • Evlat: Baba “sana danışmam gereken işler var. İşimiz gücümüz var.” (beden diliyle iletişim – toplantıyı bir an önce bitirir misin?)
  • Ben şimdi çıkıyorum. Haftaya görüşelim mi?

Gerçekten de böyle davrananlar var mı ? diye düşünmeyin. Bu tip müşteri hamleleri karşısında sakin kalıp sağduyulu hareket edenler uzun vadede kazanır. Bankayı temsil ettiğiniz için bir daha o işletmeye asla adımı atmam demek de fazla iddialı olabilir. Çok sayıda rakibin olduğu sektörde küskünlüğe yer yoktur. Olumsuz durum ve negatif tutumları kişisel algılamamak gerekir. Kuşkusuz sektörü ve insanları tanıdıkça mesleki olgunlaşma hız kazanacaktır.

Sahadaki muhatapların bankanın onlara sunduğu hizmetler konusunda kısıtlı bilgi olabilir. Potansiyel müşterilerin banka hakkında olumsuz, kulaktan dolma bir algısı da bulunabilir. Değer önermesi ve ortak fayda yeterince tanımlanmamış olduğunda dikkatli olunmalıdır. Bu noktada müşterinin temel düşüncesi şu şekilde özetlenebilir:

“Müşteri temsilcileri bize fatura ödemelerini bizim bankadan yapın ve hemen kredi kartı satmaya geliyorlar. Öncelikle benim limitlerimi yükseltsinler, bana güzel oran versinler.”

Kurumsal pazarda iş ilişkisinin temeli “güven”dir. Saha görüşmelerinin ilk beş dakikası ülke ve dünya ekonomisi üzerine sohbet etmekle başlar. Özgüveni yüksek, sakin bir dille ekonomi gündemini iyi analiz eden, konusuna hakim bir kişiden dinlemek müşteriyi rahatlatır. Ekonomi alanında yetkin bir kişi ile görüşmenin stratejik kazanım olduğunu en iyi girişimciler bilir. Gelecekteki ekonomik belirsizlik ve riskler konusunda kısa açıklamalar iletişimi güçlendirir. Bu giriş sohbeti müşteride geçirilen zaman dilimini artırdığı gibi birlikte mesafe alma sürecini hızlandır. Uzun dönemli ilişki kalitesini yükseltir.

Bankaların doğru satış kadro yapılanmalarında meydan okumayı seven avcı satışçılarla, uzun dönemli iş ilişkisinde güvene dayalı iletişimi sürdüren çiftçi satışçılar müşteri portföyünü zenginleştirir. Sektörde kalıcı güven meydana getirir. Markayı kuvvetlendirir.

Müşterileri bilgilendirme noktasında liderlik ederek danışmanlığa dayalı satış ve diğer bankaların bir adım ötesine geçmede ise faydayı ön plana alan eşitliği bozan satış odağında bir hareket planı kazanılmalıdır.

ŞİRKETİNİZE ÖZEL YENİLİKÇİ SATIŞ EĞİTİM TEKLİFİ ALIN.

Satış Mühendislerine Özel Rol Canlandırma / Oyun Tabanlı SATIŞ YÖNETİMİ Eğitim Talebinizi egitim@satinalmadergisi.com a iletebilirsiniz. 

Yılın en çok tercih edilen satış eğitimi.

Kurumsal Pazarda Satış Eğitimi
İNTERAKTİF SATIŞ EĞİTİMİ:
KURUMSAL PAZARDA SATIŞ

“Satışa Yatırım Yapmak, Firmanın Geleceğine Yatırım Yapmaktır.”

Eğitimin Amacı:

Satış oyunları, rol canlandırma ve vaka çalışmalarına dayalı eğitimin amacı, kurumsal satış konularını uygulama ağırlıklı işleyişle ele almaktır.
Eğitim içerisinde etkileşim ve satış oyunlarına katılım teşvik edilmektedir.

Kurumsal pazarda firmalar, artan rekabet ve fiyatlandırma baskıları ile karşı karşıyadır. Satınalma yöneticileri alım sürecinde kapsamlı araştırma ve verilerle donatılmıştır. Alıcıların satış görüşmelerinden ve olası anlaşmalardan beklentileri her geçen gün artmaktadır. Yeni dönem, satıcıları teknik iş birliği, kalite, operasyonel destek ve birlikte değer yaratma konularında çözüm esaslı anlayış geliştirmeleri konusunda zorlamaktadır.

Satış mühendislerinin teknik konulardaki uzmanlıkları, tek başına yeni müşteri edinme ve yüksek satış rakamları için yeterli değildir. Satışçılar yeni uzman alıcı profillerine uygun yaklaşım biçimlerini ve müşterilerine sağladıkları değeri yeniden düşünmelidir. Yeni fikirlere liderlik eden satışçılar bir adım önde olacaktır.

Tüm şirketler, doğru alıcıları bulma, stratejik müşteri (key account) portföylerini genişletme, tekrarlı ve yüksek hacimli satışlar konusunda azami çaba içerisindedir. Unutulmamalıdır ki, kurumsal pazarda satış başarısı, topyekun birlikte çalışma ile elde edilmektedir. “Satış takım sporudur”.

Eğitim Süresi: Eğitim süresi 2 -4 gündür. Rol canlandırma ve satış oyunlarında sınıf içi motivasyonun korunması için önerilen katılımcı sayısı 15’tir.

Eğitmen: Prof. Dr. Murat ERDAL

Eğitim Yöntemi: Eğitim senaryo bazlı rol canlandırma ve etkileşim tabanlıdır.

Hedef Kitle: Satış Ekipleri, Satış Mühendisleri, Müşteri İlişkileri, Sipariş Yönetimi, Toptan Kanal, Ticari Pazarlama Birimi, Ürün ve Marka Yönetimi, İhracat, Hammadde Satışçılar, Distribütör Satışçılar, Proje Satışçılar

Sektörler:

Endüstri: Otomotiv, Makine, Elektrik, Enerji, Gıda, Demir-Çelik

Hizmet: Bankacılık, Finans, Perakende, Lojistik, Gümrük, Eğitim, Tesis Yönetimi, Sağlık

Eğitimin İçeriği:

  • Dünya Ekonomisi (Dönemsel Değerlendirme)
    • Pazarı Dönüştüren Makro Etkiler
    • Ana Oyuncular (Ülkeler ve Firmalar) ve Planlamalar
    • Emtia/Hammadde Piyasa Hareketleri
    • Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI)
    • Taşıma Maliyetleri ve Konteyner Fiyat Hareketleri
  • Firma Üretim ve Satış Hedefleri
    • Üretim Tesisleri, İmalat Kapasitesi ve Yıllık Üretim Planlaması
  • İşletme Stratejisi ile Satış Stratejilerini Entegre Etmek
    • Satış Kültürü ve Kurumsal Yapı Refleksleri
    • Başarı İçin Satış ve Üretim Arasında Koordinasyon
  • Pazarlama ve Satış Planlarının Uyumlandırılması
    • Birimler Arası İş Birliği ve Yürütme
    • Yıllık Pazarlama ve Satış Planları Nasıl Oluşturulur?
  • Üretim ve Kurumsal Satışın Zorlukları
    • Uzun Satış Döngülerini Yürütebilmek
    • Güçlü Alıcılar Dönemi
    • Satış Toplantılarında Alıcı Beklentileri Artıyor
      Danışmanlık ve Uzmanlığa Dayalı Diyalog
    • Doğrudan Müşteriye Satış
    • Toptan Kanal ve Dağıtım Kanal Üyelerine Satış
  • Firmographics: Kurumsal Pazarda Bölümlendirme
    • Mevcut Müşteriler ve Tekrarlı Satışlar
    • Yeni Müşteri Kazanma
  • Kilit Müşteri Yönetimi (Key Account Management)
  • Kilit Müşteri Beklentiler ve İlişki Dinamikleri
  • Kilit Müşteri ve Üretim Yeteneklerinin Uyumlandırılması
  • Kurumsal Pazar Özellikleri ve Alım Sürecini Anlamak
    • Pazar Öngörüleri ve Pazar İstihbaratı
  • Kurumsal Pazarda İş Yapmanın Sırrı Nedir?
  • Yeni Ürünler ve Çözümler Konusunda Müşteri ile İş Birliği (Co-Creation)
  • Kurumsal Pazarda İlişki Geliştirmek (Networking)
  • Karar Alıcılara Ulaşmak ve Sürecin Yapısı
  • Müşteri Karar Alma Hiyerarşisi
  • Tepe Yönetimi ve Satın Alma Yöneticileri ile Etkin İletişim Kurma

– Değer Teklifinin Geliştirilmesi ve Güven İnşa Etmek

– Satış Ekibinin Geliştirilmesi ve Etkin Yönetim

  • Satış Departmanı; Organizasyon, Hedefler ve Rol Dağılımı
  • Yeni Yeteneklerin Belirlenmesi ve Kadro Planlama
  • Bölge Satışları (Coğrafi; Uluslararası – Ulusal)
  • Sektörler Bazında Satışlar

– Satışçı Profilleri ve Uygun Yapıyı Oluşturma

  • Profesyonel – Amatör Satışçı
  • Avcı – Çiftçi Satışçı
  • Girişimci Anlayışın Tabana, Tüm Çalışanlara Yayılması
  • Satış Mühendisi ve Teknik Uzmanlık

– Kurumsal Pazarda Satış Yönetimi

-Satış Çevrimi ve Satış Müzakere Sanatı

-Strateji Belirleme, İş Düzeni ve Disiplin

-Satış Mühendisi İletişim Becerileri

  • Müşteriler ve Sektör Paydaşları ile İletişim
  • Kurumsal Kimlik, Temsiliyet ve Motivasyon

-Sipariş Yönetimi ve Satış Operasyon

  • Müşteri Teklif Taleplerine Uyumlu Ürün Geliştirme
  • Müşteri İlişkileri ve Sipariş Yönetimi

– Satış Mühendisinin İş Takvimi ve Hareket Tarzı Nasıl Olmalı?

  • İş Düzeni; Ajanda ve Çalışma Sistematiği
  • Müşteri Saha Ziyaretleri ve Görüşme Planlaması
  • Ön Hazırlıklar ve Teklif Hazırlama (Saha Ziyareti, Keşif, Proje)
  • Teklif Verme ve Takip
  • Değer Odaklı Müzakere Becerileri ve Pazarlık Tekniklerinin Geliştirilmesi
  • Yeni Alışkanlar Edinmek; Planlama ve Satış Kültürü
  • Araştırma Soruları Nasıl Geliştirilir? İhtiyacı Anlamak
  • Güvenilir Bir Açılış Pozisyonu Nasıl Oluşturursunuz?
  • Müzakere Kartları Nasıl Hazırlanır?
  • Kazan-Kazan Çözümleri
  • İş Anlaşmazlıkları, Çatışmalar ve Çözümleri
  • Müşteri İlişkileri, İş Birlikleri ve Ortaklıklar
  • Güvene Dayalı İlişki Yönetimi

– Yıllık Satış Hedefleri ve Bütçeler
– Satış Projeksiyonları
– Fiyatlandırma Matrisleri

 -Analitik

  • -Performans Yönetimi ve Göstergelerle Dost Olmak
  • -Sağlıklı “Lead Generation” Nasıl Oluşturulur?
  • -Müşteri İlişkileri Yönetimi (CRM) ve Analizler
  • -Müşteri Datası ve Müşteri Yolculuğu
  • -Satış KPI’larının Belirlenmesi ve İzlenmesi

-Etik Kodlar

  • Rekabet, Satış ve Etik
  • Zaman ve Fiyat Baskıları
  • Dürüst Teklifler ve Örtülü Tehditler
  • Şirket Etik Kodları ve Değerler

Satış Oyunları, Rol Canlandırma ve Satış Vaka Çalışmaları

“Müşteri ile temasta olan herkes satıştadır.”

3 Ekim 2022’den İtibaren Bütün İhaleler Elektronik Olarak Yapılacak

Bilindiği gibi Kamu İhale Kurumu daha önce yaptığı düzenlemeler 1 Ağustos 2022’den itibaren eşik değerin yarısına kadar olan açık ihalelerin e-ihale olarak yapılmasını zorunlu tutmuştu.  Kamu İhale Kurumu ayrıca 3 Ekim 2022’den itibaren ise bütün ihalelerin elektronik olarak yapılmasının zorunlu olacağını bildirmişti.

Buna göre 3 Ekim 2022 Pazartesi gününden itibaren bütün ihaleler elektronik olarak yapılacaktır. Kamu İhale Kurumu konu ile duyuru yayımlayarak; 18/05/2022 tarihli ve 31839 sayılı Resmî Gazete ’de yayımlanan Elektronik İhale Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile, ilanı/duyurusu 03/10/2022 tarihi veya sonrasında yapılan tüm açık ihaleler ile 4734 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin (b), (c) ve (f) bentleri gereğince pazarlık usulü ile gerçekleştirilen ihalelerin, elektronik ihale (e-ihale) yöntemi ile yapılmasının zorunlu olacağı hükme bağlanmıştır. Bu itibarla idarelerin EKAP üzerinden yürüttükleri ihalelere ilişkin işlemlerde herhangi bir aksama olmaması için aşağıdaki hususlara dikkat etmelerini gerek idarelerin gerekse isteklilerin bu duruma hazırlıklı olmalarını istedi.

Buna göre;

1- İhale dokümanı bu değişikliklerden önceki uygulama yönetmeliği hükümlerine göre hazırlanan ve onaylanan ancak ihale ilanı hazırlanmamış yahut davet yapılmamış olan; tüm açık ihaleler ile 4734 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin (b), (c) ve (f) bentleri gereğince pazarlık usulü ile gerçekleştirilen ve elektronik ihale yöntemi kullanılmayan ihalelerinin onayları 02/10/2022 tarihi itibarıyla kaldırılacaktır. Söz konusu ihale işlemlerinden gerekli olanların 03/10/2022 tarihi itibarı ile yeni yönetmelik hükümlerine göre tekrar yapılması ve ihale dokümanlarının 03/10/2022 tarihi itibari ile yeni yönetmelik hükümlerine göre tekrar hazırlanması gerekmektedir.

2- Ön Yeterlik/İhale dokümanı, yürürlükteki uygulama yönetmelikleri hükümlerine göre hazırlanan ve onaylanan ihalelere ilişkin ön yeterlik/ihale ilanları en son 30/09/2022 günü Kamu İhale Bülteninde yayımlanacaktır. Bu ihalelere ilişkin ilan işlemlerinin en geç 29/09/2022 günü saat 14:00’e kadar tamamlanması zorunludur.

3- Ön yeterlik/ihale ilanı hazırlanılarak Kurumumuza gönderilmiş, ancak 30/09/2022 tarihi itibari ile Kamu İhale Bülteni’nde yayımlanmamış ve elektronik ihale yöntemi kullanılmayan tüm ihalelere ilişkin ihale ilanları iade edilecektir.

4- 29/09/2022 tarihi saat: 14:00’dan 03/10/2022 tarihine kadar elektronik ihale yöntemi kullanılmayan ihalelere ilişkin ön yeterlik/ihale ilanlarının EKAP üzerinden gönderilmesine izin verilmeyecektir.

5- 03/10/2022 tarihi saat: 08:00’dan itibaren elektronik ihale yöntemi kullanılmayan ihalelere ilişkin ihale dokümanları EKAP üzerinden yeni yönetmelik hükümlerine göre hazırlanacaktır.

6- Elektronik ihale yöntemi kullanılan ihaleler ile istisna ve kapsam dışı olarak yapılan ihalelere ilişkin işlemler yukarıda belirtilen hususlardan etkilenmeyecek, bu ihalelere ilişkin ilanlar kesintiye uğramadan Kamu İhale Bülteninde yayımlanmaya devam edecektir.

7- Sistemde yapılacak mevzuat uyumu, bakım ve test çalışmaları sebebiyle tüm EKAP uygulamaları 02/10/2022 tarihi saat 21:00 itibarıyla bakıma alınacaktır. Sistemin 03/10/2022 tarihi saat 08:00 itibarıyla açılması planlanmaktadır.

Mehmet ATASEVER

Kamu İhale Kurulu Eski Üyesi / Akademisyen 

Türk Esnafı Afrika’yı Yeniden Keşfediyor

Pandemi öncesinde tehlike sinyalleri vermeye başlayan ve pandemiyle birlikte tüm Dünya’yı etkisi altına alan ekonomik kriz, ülkeler arası ilişkileri, lojistik kriterlerini, ticari dinamikleri ve cazibe merkezlerini bir anda farklı bir noktaya getirdi. Afrika’nın paylaşılamayan (!) potansiyeli ise bu süreçle yeniden gündemin üst sıralarına yükseldi.

Özel ve resmi girişimlerle dış ticaretin özendirildiği ve ciddi bir ivme yakalandığı son iki yıllık süreçte gerçekleştirilen ticari ve ekonomik işbirliği organizasyonları, iş insanımızın yeni pazarlara açılmasında önemli bir misyon üstleniyor. HBS Organizasyon tarafından geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen Kıtalararası İşbirliği Zirvesi üst başlıklı Türkiye-Kamerun Sektörler Arası B2B Platformu da bu doğrultuda hayata geçirilen önemli bir oluşum olarak dikkatleri üzerine çekti.

Kıymetli Geçmiş Yeni Ufuklar

16. yüzyıldan bu yana Afrika ülkeleriyle çeşitli seviyelerde gelişen münasebetlerimiz, yakın geçmişteki ekonomik hamlelerle farklı bir düzleme oturdu. Dış ticaret yetkililerinin resmi girişimleri ve özel sektörün özverili gayretleri sonucunda Afrika neredeyse yeniden keşfedilen bir kıta haline geldi. HBS’nin organizasyonunda bir araya gelen Türk ve Afrikalı iş insanlarının ortak kanaati de bu yöndeydi. Kıymetli bir geçmişin günümüzde özellikle ticaret ve kültürel anlamda yepyeni ufuklar açması beklentisinin hakim olduğu görüldü.

Formel Adımlar Atılıyor

Kamerun’la başlayan Hedef Afrika açılımı, hem mental hem de formel olarak kabul gören ve bu doğrultuda adımların atıldığı bir açılım olarak dikkat çekiyor. Organizasyonun gerçekleştiği günde bir konuşma yapan Avukat Feyyaz Burus, uluslararası hukuk doğrultusunda sınır ötesi ticaretin bazı nüanslarla rahatlatıldığını, bu çerçevede Kamerun’la çifte vergilendirmenin önlenmesiyle serbest ticaret anlaşmalarında son aşamaya gelindiği, gerekli anlaşmaların imzalanarak ülkelerin ilgili birimlerine gönderileceğinin, Türkiye Cumhuriyeti makamlarınca açıklandığını söyledi. Her iki ülke vatandaşlarının da karşılıklı olarak en çok kayırılan ulus sıfatına sahip olduğunu belirten Burus, tüccarların paralarını ve mallarını herhangi bir kesintiye maruz kalmadan rahatlıkla Türkiye-Kamerun arasında taşıyabildiklerini dile getirdi.

En Çok Kayırılan Olmak

En çok kayırılan ülke ilkesi, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)’ne üye ülkelerin ticari partnerleri arasında ayrım yapmamasını zorunlu kılan bir ilke. Buna göre bir üye ülke, herhangi bir ülkeye tanıdığı elverişli bir rejimi koşulsuz olarak tüm üye ülkelere uygulamak zorunda. Bu ilkenin farklı istisnaları bulunurken; gümrük birlikleri, serbest ticaret anlaşmaları tarzında bölgesel ticaret anlaşmaları ve genelleştirilmiş tercihler sistemi gibi gelişme yolundaki ülkeler lehine düşük gümrük vergisi alınması veya gümrük vergisinin alınmaması şeklinde ayrımcı nitelikteki uygulamalar ile anlaşmanın öngördüğü anti-damping ve telafi edici vergilere benzer bazı diğer uygulamaları da içeriyor.

Hedef Afrika Bir Sonraki Ülke Senegal

2023 sonuna kadar 15 Afrika ülkesiyle ticari ve ekonomik işbirliği organizasyonları düzenlemeyi planlayan HBS Organizasyon, 250 milyar dolarlık ihracat hedefine katkıda bulunmak için Kamerun B2B Platformunun hemen akabinde hummalı bir çalışma başlattı. Hedef Afrika organizasyon takviminin önümüzdeki günlerde açıklanması bekleniyor.

Ticaretle ilgili alım-satım ve danışmanlık taleplerinizi, https://satinalmadergisi.com/ticaritalep/ sayfasından iletebilirsiniz.

 

Piyangodan Para Çıktı ! Hemen İstifa Ediyorum !

İşe bağlı olmak, çalışmaya bağlı olmak ya da örgüte bağlı olmak aynı anlama gelmemektedir. Bunların arasındaki farkı tespit edebilmek oldukça kolaydır. Örneğin “çalışmaya ilişkin bir takım araştırmalar kısaca ‘piyango sorusu’ olarak da bilinen bir sorudan yararlanmaktadır: Piyangodan size parasal sebeplerle çalışmak zorunda olmayacağınız kadar bir para çıktığını veya böyle bir paranın size miras kaldığını farz edin, çalışmaya devam eder miydiniz?” (1).

Bu soruya verilebilecek dört farklı yanıtın bulunduğu söylenebilir: 1) Bazı insanlar açık bir biçimde çalışmaya devam etmeyeceklerini, 2) bazıları başka bir iş yapacaklarını, 3) bazıları aynı işi başka bir kurumda yapacaklarını, 4) diğer bazıları da çalışma hayatında herhangi bir değişiklik olmayacağını ve parayı hayat kalitelerini yükseltmek için kullanacaklarını söyleyecektir.

Böylelikle piyango sorusuna verilecek olası yanıtlar 4 farklı çalışan tipini ortaya çıkarmaktadır:

1) Çalışmaktan hoşlanmayanlar,

2) Çalışmaktan hoşlanan ancak yaptığı işi sevmeyenler,

3) Yaptığı işi seven ancak çalıştığı işyeri ile sorunları olanlar ve

4) Hem yaptığı işi hem de çalıştığı işyerini sevenler.

Artık çalışmayacaklarını söyleyen insanların temel motivasyon kaynaklarının maddi ödülle sınırlı bulunduğunu, çalışmayı yalnızca maddi gereksinim nedeniyle bir zorunluluk olarak gördüklerini söylemek mümkündür. Bu insanların çalışmayla olumsuz bir tavırla yaklaşmakta ve çalışmanın kendisi ile sorun yaşamaktadırlar.

Diğer üç grupta ise çalışmaya olan yaklaşım ilk gruba nazaran daha farklıdır. Başka bir iş yapacaklarını söyleyenler ile yaptığı işi yapmaya farklı bir kurumda devam edeceklerini ifade edenlerin temelde çalışma ile ilgili bir sorunlarının olmadığı ancak ya yaptıkları işten ya da çalıştıkları kurumdan hoşnut olmadıkları söylenebilir. Son grup ise hem yaptıkları işten hem de çalıştıkları kurumdan hoşnut olan mutlu bir azınlığı oluşturmaktadır.

Piyango sorusu ve bu soruya verilen yanıtlar hem işletmeler hem de çalışanlar açısından üzerinde durulması gereken çeşitli noktalara işaret etmektedir. Gerçekten de piyango sorusunun çalışanlar açısından kendini sorgulama fırsatı veren bir soru olduğu söylenebilir.

İşletmeler açısından bu soruya verilecek yanıtlardan ortaya çıkan en önemli sonuç, bir işletmede her zaman için ilk fırsatta kurumu terk etmeye hazır işgörenlerin bulunduğudur. Birçokları açısından bu durum doğal olarak kabul edilebilir. Sonuçta çalışanların önemli bir kısmı için çalışmak yalnızca maddi gereksinimlerin giderilmesi için gerçekleştirilen bir eylemdir ve uygun koşulların gerçekleşmesi durumunda çalıştığı örgütü terk etmeye hazır bir biçimde beklemektedirler.

Maddi gereksinim nedeniyle çalışanlar açısından yapılacak fazla bir şeyin olmadığını kabul etmek gerekir. Bir şirket ne yaparsan yapsın, bu kişiler açısından çalıştıkları kurum geçimlerini sağlamanın ötesinde bir anlam taşımamaktadır.

Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken nokta, çalışmayı yalnızca maddi gereksinimlerinin giderilmesine indirgemeyen diğer bazı çalışanların da çalışmakla ilgili bir sorunları olmamasına rağmen ya yaptıkları işin kendilerine uygun olmadığını düşünmeleri ya da çalıştıkları işyerinde yaşadıkları sorunlar nedeniyle örgütü ilk fırsatta terk etmeye hazır olduklarıdır. İşte bir işletme açısından asıl sorun burada kendisini göstermektedir. Zira uygun bir ortamda ve sevdiği işi yapması durumunda potansiyellerini tam olarak ortaya koyabilecek bu işgörenlerden örgüt aslında yeterince yararlanamamaktadır.

Bir şirkette işgörenlerin “piyango sorusu” açısından nasıl bir dağılım gösterdikleri insan sermayesinin niteliği açısından önemlidir. Bu nedenle Türkiye’deki işletmeler açısından konuya yaklaşıldığında, bu sorunun özellikle üniversiteye giriş sistemi nedeniyle insan kaynakları açısından özel olarak dikkate alınması gereken bir noktaya işaret ettiği ileri sürülebilir.

Bilindiği üzere Türkiye’de üniversite ve alan tercihleri merkezi bir sınav sonucunda elde edilen puanlar çerçevesinde yapılmaktadır. Ayrıca dönemin “moda” alanlarına yığılmaların yaşandığı ve tercih sırasında çevreden fazlasıyla etkilenildiği de bir gerçektir. Bu durum ise üniversite ve alan tercihi yapan öğrencilerin çok azının istedikleri üniversiteye ve alana yerleştirilmesiyle sonuçlanmakta, büyük bir çoğunluk için ise deyim yerindeyse “rastgele” sonuçlar elde edilmektedir. Dolayısıyla bir üniversite programına yerleşen adayların önemli bir bölümü aslında ilgi ve yetenekleri dikkate alınmadan bir şekilde üniversite eğitimini tamamlamış olmaktadır (2, 3, 4).

Kişinin ilgisinin ve yeteneğinin ne olduğunu bilmeden yaptığı tercihler, ilerleyen dönemde mutsuz bir çalışan olmasına neden olurken, işgücü piyasasında bu durumda çok sayıda işgören adayının bulunması işletmeler açısından da hem işine hem de örgüte bağlı kalacak işgören bulmayı zorlaştırmaktadır.

Ancak işe alım süreçlerindeki yaklaşım adayın yapacağı iş ile sahip olduğu diploma arasında mutlak bir ilişki kurmak olarak benimsendiğinde, adayın işe ve örgüte uygun olup olmadığı yeterince anlaşılamamaktadır. Bu nedenle öncelikle genç adayların ilgi ve yeteneklerinin işe alım süreçlerinde tespitine yönelik testlerin dikkatli bir biçimde hazırlanıp uygulanmasının ve bunlardan elde edilen verilerin yine dikkatli bir biçimde analiz edilmesinin önemini vurgulamak gerekmektedir. Ancak kariyer yolculuğu sırasında da bu tip testlerin çeşitli dönemler ve aşamalarda uygulanması ve her bir yeni iş ve görev için adayın buna uygun olup olmadığının belirlenmesi de aynı derecede önemlidir.

Bunun doğal sonucu ise insan kaynakları bölümlerinin görevleri arasına ister istemez “kariyer danışmanlığı” fonksiyonun da eklenmesidir (5). Birçok işletmede kariyer yönetimi ile ilgili faaliyetler olduğu bilinmektedir. Ancak bu faaliyetler işgörenlerden daha çok örgütün kendi gelecek planları ve beklentileriyle ilişkilidir. Oysa işgörenin de kendisi için gelecek planları ve beklentileri olduğu açıktır. Kariyer danışmanlığının öneminin bu noktada ortaya çıktığı söylenebilir.

Unutulmaması gereken diğer bir nokta ise çalışmaya ve işine bağlı bir işgörenin örgütten kaynaklanan nedenlerle de örgütten ayrılmayı isteyebileceğidir. Bu nedenle yalnızca işe alım süreçlerinde değil, iş ilişkisinin devamı süresince hatta iş ilişkisinin sona ermesinde de insan kaynakları uygulamaları önem taşımaktadır. Yine Satınalma Dergisinde yayımlanan “Müşterilerinize İşgörenlerinize Davrandığınız Gibi Davranmayı Düşünür müydünüz ?” başlıklı yazımda da belirttiğim gibi işletmeler açısından “işgöreni mutsuz etme” riski beraberinde birçok sorunu da getirebilmektedir. Örneğin, kurumdan mutsuz ayrılan bir işgören, potansiyel adayları da olumsuz etkileyebilmektedir (6). Ayrıca bu mutsuzluğun örgüt içinde de yayılma ihtimalinin bulunduğu unutulmamalıdır.

Görüldüğü üzere kariyer planlamasının ve kariyer yönetiminin etkin yapılamaması ya da bunların hatalı yapılması yalnızca kısa süreli değil aynı zamanda uzun süreli sorunlara neden olmaktadır. Gerçekten de gençlerin yanlış yönlendirilmeleri ya da kariyer seçimlerinde yeterince destek alamamaları ilerleyen süreçte yalnız kendileri için değil, işletmeler açısından da büyük sorunlara yol açmakta, yanlış kariyer planı ile gelen işgörenler için yalnızca örgütün gelecek planlarına uygun kariyer yönetimi yapmaya çalışmak beklenen sonuçları verememektedir. Bir pozisyon için başvuran bir adayın aslında başka bir pozisyon için daha uygun olabileceği ihtimali göz önünde tutulmalıdır. Bu nedenle insan kaynaklarının artık kariyer danışmanlığı fonksiyonunu da içermeye başladığı düşüncesini kabul etmenin ve bunu özellikle kariyer yönetimi sürecinin bir parçası hale getirmenin işletmeler açısından önemli bir katkı sağlayacağı söylenebilir. Böylelikle mevcut ve potansiyel insan kaynağından daha etkili ve verimli bir biçimde yararlanmak söz konusu olabilir.

Prof. Dr. Umut OMAY

Kaynaklar

(1) Strangleman, T. ve Warren, T. (2015), Çalışma ve Toplum: Sosyolojik Yaklaşımlar, Temalar ve Yöntemler, Çev. F. Man, Nobel Akademik Yayıncılık, Ankara, s. 290.

(2) Aycan, Z. (2001), “Human resource management in Turkey: Current issues and future challenges”, International Journal of Manpower, 22 (3), pp. 257-258.

(3) Omay, U. (2022), “Vasıf Yanılgısı”, Satınalma Dergisi, 05 Mayıs, Çevrim içi: https://satinalmadergisi.com/vasif-yanilgisi/

(4) Omay, U. (2017), Post Homo Servus, Beta Basım Yayım, İstanbul, ss. 214-218.

(5) Aycan, a.g.e., s. 258.

(6) Omay, U. (2022), “Müşterilerinize İşgörenlerinize Davrandığınız Gibi Davranmayı Düşünür müydünüz ?”, Satınalma Dergisi, 12 Mayıs, Çevrim içi: https://satinalmadergisi.com/musterilerinize-isgorenlerinize-davrandiginiz-gibi-davranmayi-dusunur-muydunuz/

PROF. DR. UMUT OMAY – MAKALE LİSTESİ

GİRİŞİMCİLİK VE YÖNETİCİ GÜÇLENDİRME

PAZARLAMA

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ

İŞ DÜNYASINDA TUTUM VE DAVRANIŞ

DİĞER KONULAR

 

Lojistik Depolama ve Teknolojileri Fuarı – Logistech

Logistech, Sektörün Tüm Bileşenlerini Fuarizmir’de Buluşturuyor

İZFAŞ tarafından bu yıl ilk kez düzenlenen Logistech–Lojistik, Depolama ve Teknolojileri Fuarı; sektördeki tüm paydaşları fuarizmir’de bir araya getirerek yarın (Perşembe) kapılarını açıyor. İhracat ve ithalatın itici gücü lojistik sektörü, Logistech ile fuarizmir’de bir araya gelirken dernek ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, akademisyenlerin katılımlarıyla paneller, seminerler de gerçekleştirilecek.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde İZFAŞ tarafından ilk kez düzenlenen Logistech–Lojistik, Depolama ve Teknolojileri Fuarı, 29 Eylül-1 Ekim 2022 tarihlerinde fuarizmir’de gerçekleştiriliyor. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in İzmir’i dünya fuarcılığında ön plana çıkarma ve lojistik merkez üssü yapma vizyonu doğrultusunda bu yıl ilk kez düzenlenen Logistech, sektördeki tüm paydaşları buluşturdu. Logistech’le; İzmir’in Akdeniz çanağında bir ticaret ve lojistik merkezi haline gelmesi, uluslararası bir liman kenti olması, bu sayede deniz ve kara yoluyla ticaret yapan sektörlerin geliştirilmesi ve istihdamın desteklenmesi hedefleniyor.

Fuara; çok sayıda kara, deniz, hava ve demir yolu lojistik firmaları, liman işletmecileri, depolama, prefabrik üretim ve soğuk zincir, bilgi teknolojileri ve otomasyon firmaları, e – ticaret servis sağlayıcıları, kamyon, çekici, forklift, vb. taşıma araçları firmaları, yük taşıma ekipmanları firmaları, banka, sigorta ve gümrükleme firmaları, sektör sivil toplum kuruluşları, akaryakıt firmaları ile sektörel yayıncı kuruluşlar katılıyor.

Kente ve Ülkeye Katkı 

Fuarın ziyaretçilerinin profilinin ise lojistik ve tedarik zinciri, bilgi teknolojileri profesyonelleri, ilgili kamu yöneticileri, üst düzey yöneticiler, yatırım kararı alıcılar, paketleme hizmet sağlayıcıları, 3pl / 4pl hizmet sağlayıcıları, konteyner yük taşıma hizmeti verenler ile acenteler ve forwarderlar olması bekleniyor. Katılımcı ve ziyaretçilerine lojistik sektörüne ait tüm tedarik ve ihtiyaç zincirinin bir arada olduğu bir deneyim sunan Logistech’in yaratacağı sinerjinin de İzmir’in ve Ege’nin lojistik performansını artırması, denizcilik ve lojistik sektöründe kente ve ülkemize yeni yollar açması, ekonomiye de katkı sağlaması bekleniyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde İZFAŞ tarafından düzenlenen Logistech’in destekçileri ise T.C. Ticaret Bakanlığı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB), Ege İhracatçı Birlikleri (EİB), Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO), İzmir Ticaret Odası (İZTO), İzmir Deniz Ticaret Odası (İDTO), Hizmet İhracatçıları Birliği (HİB), İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA), Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği (UTİKAD), Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND), Türkiye Liman İşletmecileri Derneği (TÜRKLİM), Demiryolu Taşımacılığı Derneği (DTD), İzmir Deniz Nakliyecileri Derneği (DND), Denizcilik Fakültesi Mezunları Derneği (DEFMED) ile İzmir Gümrük Müşavirleri Derneği.

Seminer, Paneller ve Sergi de Yer Alıyor

Fuar boyunca, ayrıca, etkinlikler, seminer ve paneller ile Denizcilik Belgeleri ve Antikaları Sergisi düzenleniyor. Fuarın ilk gününde açılış töreninin ardından öğleden sonra moderatörlüğünü İMEAK Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Öztürk’ün yapacağı “Başkanlar Paneli” gerçekleştirilecek. Panelde, UTİKAD Yönetim Kurulu Başkanı Ayşem Ulusoy, TÜRKLİM Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Erdemir, DND Yönetim Kurulu Başkanı Şükriye Vardar, DEFMED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bülent İbik, UND Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Fatih Şener konuşmacı olarak yer alacak. Aynı gün UTİKAD Genel Müdürü Alperen Güler moderatörlüğünde “Transit Taşımacılıkta Kilit Ülke Türkiye’yi Bekleyen Fırsatlar” oturumu da gerçekleştirilecek.

30 Eylül 2022 günü de Ticaret Bakanlığı Uluslararası Hizmet Ticareti Genel Müdür Yardımcısı Yusuf Karakaş ile Hizmet İhracatçıları Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Abdullah Keskin’in konuşmacı olduğu “Yük Taşımacılığı ve Lojistik Hizmetleri Ticaret Bakanlığı Destekleri Bilgilendirme Semineri” yapılacak. Aynı gün, Yaşar Üniversitesi Lojistik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yiğit Kazançoğlu moderatörlüğündeki “İhracatçıların Gözüyle Lojistik” oturumunda ise EİB Genel Sekreteri Cumhur İşbırakmaz, EMİB Eski Başkanı Mevlüt Kaya ile Sape Spice Planlama ve İhracat Ekip Lideri Ramazan Serbes konuşmacı olacak. Aynı gün “İzmir İli ve Tarihi Kent Merkezi Kemeraltı Lojistik Planı” oturumu da gerçekleştirilecek. Fuarın son gününde ise Dokuz Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Lojistik Yönetimi Bölümü Tedarik Zinciri Yönetimi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Okan Tuna, “Lojistikte Dijitalleşme” başlıklı bir konuşma yapacak. Ayrıca, “Türkiye İhracatında Taşıma Modu Olarak Hava Kargo” ile “Tüm Taşıma Modlarında Tehlikeli Madde Lojistiği” oturumları da düzenlenecek. Fuar süresi boyunca C254 numaralı stantta Dr. Taner İzmirlioğlu Koleksiyonu’ndan Denizcilik Belgeleri ve Antikaları Sergisi yer alacak.

Kötü Niyet Tazminatına Hak Kazanabilmek İçin, İşçinin Uğradığı Zararı İspatlaması Gerekir mi ?

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na göre, “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz” (m.2). Ancak, maalesef uygulamada özellikle işçi-işveren ilişkilerinde sıkça rastladığımız kötü niyetli davranışlar ve bunun sonuçları iş uyuşmazlıklarının önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.

Özellikle taraflar fesih hakkını kullanırken objektif iyi niyet kurallarına aykırı davranmakta ve bir takım mağduriyetlere neden olmaktadırlar. İş sözleşmesinin fesih hakkının kötüye kullanılmasının sonuçları hem 4857 sayılı İş Kanununda hem de 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda düzenlenmiştir. Türk Borçlar Kanunundaki düzenlemeye göre,  “Hizmet sözleşmesinin fesih hakkının kötüye kullanılarak sona erdirildiği durumlarda işveren, işçiye fesih bildirim süresine ait ücretin üç katı tutarında tazminat ödemekle yükümlüdür (m.434). İş Kanunu’ndaki düzenlemeye göre de, “iş güvencesi kapsamı dışında kalan işçilerin iş sözleşmesinin, fesih hakkının kötüye kullanılarak sona erdirildiği durumlarda işçiye bildirim süresinin üç katı tutarında tazminat ödenir (m.17/6).

Kötü niyet tazminatının hesabında giydirilmiş ücret dikkate alınır (İşK. m.17/7). İhbar önel süreleri sözleşmeler ile artırılmış ise, kötü niyet tazminatının hesaplanmasında da artırılmış önel süreleri uygulanır. Ayrıca taraflar iş ve toplu iş sözleşmelerine koyacakları hükümler ile kötü niyet tazminatının miktarını artırabilirler[1].

İş sözleşmesinin kötü niyetli olarak sona erdirildiğini iddia eden işçi bunu ispatla yükümlüdür. Ancak kötü niyet tazminatına hak kazanabilmek için işçinin ayrıca maruz kaldığı zararı ispat etmesi gerekmez. Çünkü işçi, fesih sonucunda hiçbir zarara maruz kalmasa bile, yapılan fesih kötü niyetli ise tazminat talep etme hakkına sahiptir. İşverence kötü niyetli olarak yapılan bir fesihte, işçiye ihbar ve kıdem tazminatı ödenmiş olsa bile, işçi kötü niyet tazminatı talep hakkına sahiptir. Kötü niyet tazminatı beş yıllık zaman aşımı süresine tabidir (İş K. Geçici m.8/1)[2].

Yargıtay uygulamasına göre de “Belirsiz süreli iş sözleşmesinin taraflarca ihbar öneli tanınmak suretiyle ya da ihbar tazminatı ödenerek her zaman feshi mümkün ise de, bu hakkın da her hak gibi Medenî Kanunun 2 nci maddesi uyarınca dürüstlük ve objektif iyi niyet kurallarına uygun biçimde kullanılması gerekir. Aksi takdirde fesih hakkının kötüye kullanılmış olduğundan söz edilir.

Fesih hakkını kötüye kullanan işveren, 4857 sayılı İş Kanununun 17 nci maddesi uyarınca, bildirim sürelerine ait ücretin üç katı tutarında tazminat ödemek zorundadır. Bahsi geçen tazminata uygulamada kötü niyet tazminatı denilmektedir.

Kötü niyet tazminatına hak kazanma koşulları ve tazminat miktarının hesaplanması açısından, 4857 sayılı Yasada önemli değişiklikler öngörülmüştür. Yasanın 17 nci maddesinin altıncı fıkrasının açık hükmü gereğince, iş güvencesi kapsamında olan işçiler yönünden kötü niyet tazminatına hak kazanılması mümkün değildir.

1475 sayılı Yasada, “işçinin sendikaya üye olması, şikâyete başvurması” gibi sebepler ileri sürülerek iş sözleşmesinin sonlandırılması, kötü niyetin varlığı açısından örnekseme biçiminde sayıldığı halde, 4857 sayılı Yasada genel anlamda fesih hakkının kötüye kullanılmasından söz edilmiştir. Maddenin gerekçesinde de belirtildiği üzere, işçinin işvereni şikâyet etmesi, aleyhine dava açması veya tanıklık yapması nedenlerine bağlı fesihlerin kötü niyete dayandığı kabul edilmelidir.

Tazminat miktarının belirlenmesi de Yasa ile açıklığa kavuşturulmuş, “kötü niyet tazminatının” ihbar önellerine ait ücretin üç katı tutarında olacağı belirtilmiş ve ayrıca ihbar tazminatının da ödeneceği hüküm altına alınmıştır.

Yasanın 17 nci maddesinin son fıkrasındaki düzenleme kötü niyet tazminatını da kapsamakta olup, bu tazminatın hesabında da işçiye ücreti dışında sağlanmış para veya para ile ölçülebilir menfaatler dikkate alınmalıdır (Yargıtay 9.HD. 12.6.2008 gün 2007/21422 E, 2008/ 15336 K)[3].

Sonuç olarak, iş sözleşmesinin kötü niyetli feshedildiğini iddia eden işçi bunu ispatla yükümlü olmasına rağmen, kötü niyet tazminatına hak kazanabilmesi için ayrıca zararını ispat etmesi gerekmez. Çünkü iş sözleşmesi kötü niyetli olarak feshedilen işçi, hiçbir zarara uğramasa dahi kötü niyet tazminatını talep etme hakkına sahiptir.

Lütfi İNCİROĞLU

[1] SÜMER, Haluk Hadi, İş Hukuku, 25. Baskı, Ankara 2020, s.112.

[2] SÜMER, s.112.

[3] Y9HD.06.10.2020 T., E. 2017/16679 K. 2020/10796 Legalbank.